Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat
30 Ağustos 2014 Cumartesi
E.S. Posthumus/Nara
Etiketler:
E.S. Posthumus,
Film,
La fille sur le pont,
Müzik,
Nara,
Video
Yaşam Ve Yazgı
"Kendisi de sonsuza dek sürecek, ancak hiçbir zaman iyiliği alt edemeyecek olan kötülük tarafından yenilmeyecek iyiliğin doğduğu bir yerde çocuklar ve yaşlılar ölecek, kan akacaktır (...) İnsanın tarihi, kötülüğü yenmek isteyen iyiliğin savaşı değildi. İnsanın tarihi, insanca olan şeylerin tohumunu ezip öğütmek isteyen büyük kötülüğün savaşıydı. (...)
Ama insanın iyiliğinden kuşkulanınca, iyiliğe olan güvenimi de yitirdim. İyiliğin güçsüzlüğüne üzülüyorum! Ne çare ki iyilik bulaşıcı değil.
İyiliğin, güzel bir çiy tanesi kadar güçsüz olduğunu düşündüm."
Yaşam ve Yazgı/Vasili Grossman syf.122,123
Etiketler:
Alıntı Cümleler,
Çeviri: Ayşe Hacıhasanoğlu,
Güçsüzlük,
İyilik,
Kitap,
Kötülük,
Vasili Grossman,
Yaşam ve Yazgı
22 Ağustos 2014 Cuma
İşgüzar
"Otobüsteydi. Gözünü dalıp gittiği
yoldan, yan koltukta oturan Özcan’ın okuduğu gazeteye kaydırdı. “Ne olacak bu
milli takımın durumu kardeşim. Yılların tecrübeli oyuncuları varken yenilerle
cümle âleme rezil oluruz. Hava toplarında şansımız iyice zayıfladı. Takım
deneme tahtasına döndü. Bu hocanın yaptığı tam bir işgüzarlık” dedi.
“Futbolda genç ve çabuk
oyunculara fırsat vermeli. Onlara güvenmeli. Hoca geleceğin takımını
kurmaktan bahsediyor ağabey” diye cevapladı Özcan.
Elini sallayıp umursamaz bir
şekilde omzunu silkti. Oturduğu koltuğun penceresinden dışarı baktı. İçinde
bulundukları servis aracı dağlık ormanlarda kesilen çam kütüklerinin sele kapılarak
sürüklenmesi gibi hızla akıp giden trafiğe kapılmış, üç şeritli yolda kıvrıla
kıvrıla ilerliyordu.
Havalandırmadan vuran rüzgârla
üşüdüğünü hissetti. Sonbahar geliyordu. Ağaçlar yapraklarını döküyor, yaşam güz
libasını giyinmeye hazırlanıyordu. Sıcak iklimlere göç hazırlığında olan kuş
sürülerinin uçuşlarını gözden kayboluncaya kadar izledi. Her şey yavaş yavaş değişiyordu.
Mevsimler gelip geçiyor, her gün gidip geldikleri güzergâh, üç şeritli yolun kenarındaki
akasyaların uzayan ince dallarının zaman zaman aracın metal gövdesini yalayan
öpüşü bile değişiyordu. Radyo haberleri, şarkılar, dünyayı omuzlayan insanın
yaşam koşulları, çevresindeki tanıdık yüzler birer birer eskiyordu.
Yola paralel uzanan üç beş katlı eski, ahşap,
kâgir binalar hızla yıkılıp yerine büyük, ışıltılı plazalar yapılıyordu. Birkaç
ay önce gelinciklerin, mor sümbüllerin, papatyaların öbek öbek, renk renk açtığı,
ne zaman dikildiği bilinmeyen ulu ağaçların dikenlerine örülen kozalardan çıkıp
nazlı nazlı uçan kelebeklerin savrulduğu geniş araziden şimdi eser yoktu. İş
makinelerinin köstebek gibi delik deşik ettiği arsaya, inşaat malzemeleri
yığılmış, temeli atılan yeni iş merkezinin bir üst katının kalıpları çakılıyordu.
Kalıpçı ustalarının çıkardığı gürültüye kulak kabarttı. Çivilere vuran keser
darbelerinin sesi tıpkı bir orkestra gibiydi. Tak… Tik… Tak… Tik… Taki tiki tak…
Taki tiki tak…"
fy
Etiketler:
eskimeyenler,
eskiyenler,
Fatih Yavuz Çiçek,
İşgüzar,
Öykü,
Öykülerden kupleler
21 Ağustos 2014 Perşembe
Denizlerin ötesine geçmek fikri.
"Beatrix'i sevmekte artık özgür değildim. Böylece artık onu sevmediğimi fark ettim. Kabuk bağlamış bir yara gibiydi, onu görmek ben de heyecan değil, boş anılar uyandırıyordu, acı çekmeden yanında kalabileceğimi, acı duymadan uzaklaşabileceğimi düşündüm. Belki artık tam anlamıyla olgunlaşmıştım ve gençliğin ateşi küllenmişti. Bundan üzüntü değil, yalnızca hafif bir hüzün duyuyordum. Kendimi, kendini tutamadan aşk zamanı kuğurdayan bir güvercin gibi hissediyordum, ama aşk mevsimi sona ermişti. Harekete geçmek, denizlerin ötesine geçmek gerekiyordu."
"Artık bir güvercin değildin, bir kırlangıç olmuştun."
"Ya da bir turna kuşu."
Umberto Eco/Baudolino, syf.217
Etiketler:
Alıntı Cümleler,
Baudolino,
Çeviren: Şemsi Gezgin,
Kitap,
Umberto Eco
20 Ağustos 2014 Çarşamba
bir bin yemin
güldün, bir çocuğun iç çekişi...
ve âh ve ey
ömrümün eriyiği...
kuş uçmaz kervan geçmez bir
düzlük..yüzüm;
-"yüzümle
kimin yüzü gibiyim"
bütün o yeminlere yemin olsun ki
bir kere de senin yerine bilindim aynalara...
sabaha yemin olsun
bütün o şiirlerdeki gül'e,
incire ve zeytine ve nara...
yemin! fesleğene ve ağzımda
kekre her ne ise...
bir kere de senin için sevdim dünyayı
yaşamak yerine...
Merve Akbaydoğan, Ayna İnsan Dergisi, Yıl 2014, Sayı: 11
Etiketler:
Ayna İnsan 2014 Sayı:11,
bir bin yemin,
Merve Akbaydoğan,
Şiir
19 Ağustos 2014 Salı
Öyküler, Ödüller vs.
Yazdığım öykülerden kısa kısa kupleler ekliyorum bloğuma. Okuyanlar hatırlayacaktır. Önceden yazdığım öykülerden birkaçını bütün olarak eklemiştim. Öykülerimi biri hariç edebiyat dergileriyle paylaşmadım henüz. Şimdilik paylaşmayı da düşünmüyorum. Aslında edebiyat dergilerinden giderek uzaklaştım. Sürekli birbirinin sırtını sıvazlayan, ideolojik gruplaşmaların yoğun olduğu, çete zihniyetinin, burnundan kıl aldırmayanların fink attığı bir ortamda yazarak neyi değiştirebiliriz ki?
Öykülerden biri hariç demiştim. Geçtiğimiz yıllarda yazdığım öykülerdendi, "İşgüzar." İşgüzar'ı paylaştığım dergiler o öyküde hangi eksikliği buldularsa yayımlamadılar. Sebebini bilemem. Aslında biliyorum galiba. Yavşaklık, yalakalık yapmıyorum da ondan. Uzak durdum. Ve hâlâ uzak duruyorum benden böylesi beklentilere girenlerden.
Her neyse... Edebiyat dergilerinde kendine yer bulamayan "İşgüzar," farklı bir rumuz kullanarak katıldığım yarışmada jüri tarafından ödüle lâyık bulunarak mansiyon kazandı. Evet, aynen öyle. Bir adet Ata Lira'yla ödüllendirildi, "İşgüzar."
Ödüle şaşırmadım. Çünkü biliyorum kendimi. Ürettiğim metinlerin günümüz öyküsünün yürüdüğü çizginin altında olmadığını biliyorum. Yazarak kazandığım ilk ödülü bozdurup harcamadım. Evde muhafaza ediyorum hatıra niyetine. Sağda solda da ödül kazandım diye reklam yapmadım. Öyküyü yayımlamayan dergi editörlerini ifşa ederek onları da mahcup etmedim. Fakat aradan neredeyse iki yıl geçtiği için bu durumu (dergi adları vermeden) açıklamakta sakınca görmüyorum şimdi.
Yeni bir öyküye başladım bugün. "Gitme, Gittiğin Yeter!" olacak başlığı. Öyküyü ondörtlü hece ölçüsünde yazdığım bir dörtlükle sonlandırmayı kurguladım.
Nasıl bir öykü olacak? Bitince bakacağız artık.
fy
Git Kendini Çok Sevdirmeden
"Babamı nereden tanıyorsun" diye soruyor, kaşığındaki çorbaya üfleyip.
"Eskiden. Gençliğimizden."
"Sevgili miydiniz?"
"Üfleme artık, buz gibi oldu."
"Söylesene, sevgili miydiniz?"
"O sana ne anlattı?"
"Senin onu çok sevdiğini."
"Ya... Nereden biliyormuş?"
"Bilmem...Sevmiyor musun?"
Sevmiyor muyum? İnsanın birini sevdiği nasıl anlaşılır? Sevip sevmediğini nasıl anlar ki insan? Yıllar yıllar önceki o delice aydınlık ev, evi dolduran tuvaller, o iki siyam kedisi ve hiç unutulmayan o sıcak, boğucu yaz bugün neyin kanıtıdır?
Bunları hatırlamakla elimize ne geçer?
Ertuğrul'u tabiî ki sevdim. Kocamı da sevdim ama. Bazı insanların içinde onları hayat boyu zehirleyen bir dürtü oluyor. Nedense bir yıldız olduklarını, bir gün hızla yükselip dünyayı kamaştıracaklarını düşünüyorlar. Ömürleri, çevrelerindeki herkesten bunu doğrulayacak kanıtlar istemekle geçiyor. Onlar, sevilmek zorunda olanlarımız.
İşte onlardan kaçmış, diğerlerine sığınmıştım; sevilmek zorunda olmayanlara."
Tuna Kiremitçi/Git Kendini Çok Sevdirmeden, syf.177
17 Ağustos 2014 Pazar
Night Train to Lisbon
Etiketler:
Annette Focks,
Night Train to Lisbon,
Pascal Mercier
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


