Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

6 Nisan 2021 Salı

Geceleyin Gökkuşağı


adım neydi unuttum. köşeden dönünce miydi dünya
sandığım yer? bir tekme savurdum köprünün bacağına,
devirdim üstüne çıktığım tabureyi, cehennemde en
güzelinden bir yer ayarladım kendime.

çok mu yanlış sevdim seni? en azından, elimin bir parçası
da mı girmedi rüyana? hiç mi aynı yerlerini çizmedik bir
kitabın? koparılmış bir sayfa gibi düştüm hayattan.
sırtından attı beni tersinden bindiğim atlar.

evim sanmıştım rüzgârın gövdene değerken çıkardığı sesi.
geceleyin gökkuşağı çıkaran bakışını, ellerinin kadifeden
kaldırdığı havı, çalgıların ağzında bıraktığı yaraları.
peşine takıldığım huzursuz bir bıçakla, yanardağ
desenleri çizmiştim dokunmadığın yerlerime.

yanımda işte! tentürdiyot kokulu sabah, iltihap kokulu
tütsü. kaçıncı türkü bu başlar başlamaz unuttuğum?
kanatları neden eriyor meleklerin suya yaklaştıkça? kim
sürtünüyor göçmekten yorulan hafızama? belki de
bundandır kucağımda büyüyen kaktüs. aklıma dadanan

şarampol, dişimi çatlatan meyve, ağzıma dökülen ateş
tozu bundandır.
şimdi her pencereden bir heyelan, her sahneden yıkık
kentler. neden olmasın? mesela zehirli sarmaşık, vahşi
orkide, yangın suyu.
ya da en nihayetinde “fucking in the rain‟.

çok mu yanlış sevdim seni? duymadın mı sana yazarken
kaynağına dökülen nehri? hiç mi aralanmadı dudakların
gövdemdeki çatlakları görünce?

bütün ağaçlarını kovan bir ormanım ben. deliğinden çıktı
yılan, sen kahır sütünü göğsüme dökünce.

Gökhan Arslan/Akatalpa, Şubat 2013, Sayı:158

4 Nisan 2021 Pazar

bir duayı tekrar eder gibi...


"kalbinde ayna taşıyan herkes bilir bunu
herkes ödünçtür yalnızlığına"

Altay Ömer Erdoğan

 

21 Mart 2021 Pazar

İstanbul bütün özlemlerin atasıdır...



Bugün grinin hüküm sürdüğü bir güne uyandım. Kıyafet alırken severim griyi, hatta kendime de çok yakıştırırım ama hafta sonlarına bir türlü yakıştıramıyorum başı dumanlı dağların ve sisin rengini. Böyle havalarda yaşlanma belirtisi midir nedir artık bunalıyor, daralıyorum. Baharın başlangıcında Nevruz Ateşi yakmayı düşlerken bendeki talihe bak. Hayaller Paris, gerçekler sokağa çıkma yasağı. Gözlerimi kapatıp biraz daha uyumayı denedim,  olmadı. Yatakta sağa sola döndüm, tembellik etmeyi seviyordum yaşım ilerledikçe onu da beceremiyorum galiba. 

Besmele çekip doğruldum. Muharrem Sönmez'in "Faili Meşum" başlıklı şiiri geldi aklıma. "Zamanın yüzündeki anlamını seviyorum" dizesiyle başlar, "Evde bir yalnızlık var/Kimin?/Sormaya korkuyorum inan/Üstüme kalacak diye"  dizeleriyle biter. Kısa ve etkileyici bir şiirdir vesselam. Elim telefona gitti. Kripto para piyasalarına göz gezdirdim kısa süre. Küçük bir miktar "polkadot" yatırımım vardı. 277 TL. limitli fiyattan satış emri verdim. Alıcı vardı ki hemen satıldı. 400 TL'de kâr bıraktı, fena değil hem de hiç fena değil. Bakınız, bu piyasada uzun vadeli değil kısa vadeli düşünüyor, genellikle al-sat trader işlemleri yapıyorum. Yaptığım işlemleri kısaca, düşüşte destekten al, yüksekte dirençten sat, prensibiyle açıklayabilirim.  Sonra haber sitelerine, ekonomi sayfalarına göz gezdirdim. Merkez Bankasındaki görev değişikliği gündemdeki sıcaklığını koruyor, İstanbul Sözleşmesinin iptaline, Gezi Parkının bir vakfa devredilmesine tepkiler sürüyordu. Türkiye'de yaşamanın bungun ağırlığı dedim kendi kendime konuşarak. Türkiye'de yaşamaktan da, bu ağırlığı hergün ruhumda hiseetmekten de bıktım. Bir el uzatan, ne bileyim bir yol gösteren olsa da kaçıp gitsem buralardan. Kaçıp gitsem öz yurdumdan. Kafavis her ne kadar "yeni bir ülke bulamazsın" demiş olsa da başka ülkeler, başka şehirler, başka toprakları yurt edinsem. 

Aklınızdan Norveç mi geçiyor efendimiz dedi Modric. Modric, bizim Olrıc'ın kuzeni.

Modric'i duymazdan geldim. Norveç soğuktur. Yazı kışı, gecesi gündüzü belirsizdir. Hem ben işi, kışı, soğuğu sevmem ki. Norveç buz gibidir, kuzey ülkeleri olmaz fakat İspanya veya Portekiz olabilir diyerek iç geçirdim. Yataktan indim, pencereden caddeye baktım. Kimseler görünmüyordu. Odalarda boş boş gezindim. Çiçekleri suladım. Ekmek kızartıp, çay demledim kendime. Demlediğim çayı ince belli bardakta tek başıma yudumladım.

Ahmed Arif "Bir ben bileceğim oysa/Ne afat sevdim/(...)Seni bahar gibi düşünüyorum" der.

Telefondan Melike Demirağ videosunu bulup, sesini açtım. 

"Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım, püfür püfür bir vapurun yan tarafında"

Gözlerimi kapadım. Ortaköy'de Nevruz Ateşi yaktığımızı ve yükselen vahşi  alevlerin üstünden elele tutuşarak atladığımızı düşledim.

fy

7 Mart 2021 Pazar

3 Mart 2021 Çarşamba

Derinde Ellerin


bu masalda büyüdüm ben,
çocukla sınanmış bir ömür veren sabırdan
her yeni güne eklenen bekleyişten,
hüznün kırıklarını onaran cesaretten,
her kadının içindeki tarifsiz duygudan kanadım!
 
bu masalda büyüdüm ben,
kederin provasına katılmış günlerden
için için yanarken âh! demeyi unutmuş emekten
kaybetmeyi kanıksamış yılların izinde...
ölüm raydan çıkıp gelirken üzerime,
bana yaşadığımı hatırlatan elinle büyüdüm ben...

Berna Olgaç
Soğuk Mermer, Sayfa: 34, 35

30 Ocak 2021 Cumartesi

İz

 


Sen ki bir keman telince çoksesli,
olgun bir nar denli çoğulsun,
anımsanmalısın.

Bilinmeli:
tutup bir yazsonu uzattığında ellerin,
yorulmuşsan, yorgunluğun bile dipdiri.

Abartmalıyım,
ağızdan ağıza geçmeli:
bir yaprağın çünkü
düşerken terkettiği yer gibi
izi kalmayacak yakında seviştiğimizin.

Roni Margulies, Uzaklıklar, Adam Yayınları, Sayfa: 16


16 Aralık 2020 Çarşamba

Ara Çağrı

 

Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım 
Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım
 
Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız 
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım
 
Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda 
Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım
 
Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi 
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım
 
Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde 
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım
 
Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku 
Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım
 
Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri 
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım
 
O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar 
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım
 
Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı, 
Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım! 
 
Erdem Bayazıt


13 Aralık 2020 Pazar

Sesinin Kahır Dolu Atlıları

 
Ağzının orta yerinde
Alaca sürüsü geyiklerin
İnancın bilmiş gerginliği
Düşüşün kabul edilmiş hafifliği
Uçurumun yol çağıran ağu'ltusu var

Ah sevgilim dağ kin susar
Köpürür harlanır hırlanır
Durmadan üstümüze salar
Gecenin keskin dişli köpeklerini

Dağılır sesinin kahır dolu atlıları
Usulca kıvranırken
Kanımda hışırdayan sonbahar
Usulca öperken
Dağılır boynunun suya inen geyikleri

Seninle aramızda sevgilim
Emekleyen çocuklar kadar mesafe var

Mervan Söylemez
Akatalpa, Aralık 2017, Sayı: 215

14 Kasım 2020 Cumartesi

Adrese Teslim Şarkılar...

 

"Bir noktadan sonra insanlar barışamaz, ayrılamaz, dönemezler"

Murathan Mungan, Kadından Kentler, Syf.245

12 Eylül 2020 Cumartesi

ikimizin bildiği baharlar...



Seni, yatağında yakalamalıyım bir sabah erkenden
Yüzün saçlarınla saklı olmalı
Duymazsan adımlarımın sesini
Nefesim uyandırsın seni
Ya da
Omuzbaşına indirdiğim bir öpücükle uyandığında
Usulca açtığın gözlerin şaşırmalı gözlerimde
Ve o kısık
Özlem kokan sesinle
Hoş geldin demelisin

Ellerin beş kez uzansın boynumu avuçlamaya
Her defasında, beklemek yılgınlığıyla
Küskün çekilsin geriye
Dudakların da, gelen her güzel sözcüğü tutsak etsin isterse
Yeter ki bak gözlerime
Bak güneş gibi
Bakarsan sana denizimden kucaklayıp getirdiğim mavilerden veririm
Bakarsan avuçlarında yıldız kuşu olur, yanıbaşında sevinçli insanlar
Sonra martı gülüşleri
Bir de her sabah yeniden yaratılan
Bir yaşamın penceresi

Ardından haydi derim, ürkekliğine aldırmadan
Haydi gidelim seninle düşlerime
Boş bir film şeridinden düşeriz, belki
Bir tek ikimizin bildiği baharına
Sen, nazlı bir bebeksin ya
Alıp kucağıma anadenize götürürdüm avutmak için
Ama tam mavilerden geçerken
Yani denizden yani gökyüzünden gözlerinden yani
Yeniden yaratırken yaşamı işte
Sakın susma, ansızın gülümse olur mu?
Alnından bulutlar kalkıp gitsin böylece

Seni, yatağında yakalamalıyım bir sabah erkenden
Yüzün saçlarınla saklı olmalı.
Sen açık unutmuşsun da kapını
Duymamışsın gelişimi
Girip, saçlarında saklı yüzünü bin kez daha çizmeliyim beynime
Alnıma koymalıyım kirpiklerinin öldüren yanını
Ama sen uyandığında herşeyden habersiz
Dudaklarında bir bahar bulmalısın, kulaklarında martı sesleri
Ve avuçlarında,
Yeniden yaratılmış bir yaşamın penceresini

Zübeyir Kındıra