Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat
Ayna İnsan 15. sayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayna İnsan 15. sayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2016 Çarşamba

Niçin Yazıyorsunuz?


Sık sık duyduğumuz ve yazınsal türlerin çeşitli biçimlerinde ürün oluşturan her yazarın, şairin karşılaştığı bir soru vardır: Niçin yazıyorsunuz?

Steinbeck: “Yazın sanatı konuşma denli eskidir. İnsan ona gereksinim duyduğu için doğdu ve insanın ona daha da çok gereksinim duyması dışında bir daha da değişmedi” der. İnsani bir eylem olan yazın sanatının oluşum koşullarını “Coğrafya Kavramı Odağında Felsefe ve Edebiyat” başlıklı yazısında uzun uzun değerlendiren Ahmet İnam: “Kültürün zaman içinde, dönem dönem durağan, yavaş ya da hızlı oluşumlarla ürünler, anlamlar, değerler ortaya koyan dallarına, kültürün coğrafyaları diyorum. Bilim, teknoloji, sanat, felsefe ile toplumun yönetimi, ekonomisi, inanç ve gelenekleri üzerine düşünce alanları bu coğrafyaları oluşturur” görüşündedir.

Hilmi Yavuz ise “Felsefe ve Ulusal Kültür” başlıklı kitabında: “Ulusal kültürü temellendirmek için tutulacak yol, dün’den bugün’e gelmek değil, tam tersine bugün’den dün’e gitmektir”  der.

Kültürel değerler her ulusun geçmişine ışık tutan aynadır ve hiç kuşkusuz bir ulusu oluşturan fertler kendi geçmişlerini geleceğe en doğru biçimde ancak kültür yoluyla aktarabilirler. Bu bağlamda gerek Ahmet İnam’ın, gerekse Hilmi Yavuz’un vurguladığı “kültürel coğrafi alanlar” ve “ulusal kültür” gibi kavramlar da elbette kendiliğinden bir oldubittiyle değil, uzun ve kökleri derinlere inen tarihsel süreçten geçerek oluşurlar.

Tarihsel süreç demişken, “Tarihsel süreçte köklerimiz nerede duruyor?” Sorusuyla devam edelim. Bu soru önemlidir, hattâ aynı zamanda ülkemizde yıllardır tartışılan kimlik sorunlarının çözümlenmesine de önemli bir kapı aralayacak niteliktedir ve sorunun yanıtı kültür, sanat ve medeniyet kaynaklarında aranmalıdır.

Kültürel kaynaklara baktığımızda en önde edebiyatı görürüz. Çünkü edebiyatın insan fıtratını, toplumsal dinamikleri geçmişten günümüze her yönüyle aksettiren bir işlevi vardır. Dolayısıyla bulunduğumuz coğrafyada birikmiş edebî zenginliğimiz aynı zamanda kültürel kimliğimizin ayrılmaz parçasıdır.

Genel anlamda sanatsa güzeli yaratma çabasıdır. Sanatın konusu güzeldir ve tıpkı şiir gibi tanımı yapılamayan güzellik kavramında da iki tür güzellikten, doğal ve estetik güzellikten sözetmek mümkündür.

Doğal güzellik, adından da anlaşılacağı üzere kendiliğinden olandır. Yaratılmıştır. Estetik Güzellik, aynı zamanda bir bilim dalı olarak görülür ve estetik bilimi sanattaki güzellikle ilgilenir. “Estetik” sözcüğünü 1735 yılında ortaya atan Alexander Baumgarten’den beri eski Mısır, Yunan Medeniyeti eserlerinde estetik güzelliğin tartışmaları yapılmış, nihayetinde tarihsel süreçte her ulusal kültürün ortaya koyduğu eserler o ulusun güzellik anlayışı olarak benimsenmiştir.

İnsanla çevresi arasında denge sağlayan, bireysellikten toplumsallığa geçişte en önemli iletişim, dün ve bugünün algılanmasında en önemli araçtır sanat. Çeşitli kültürlere ait arkeolojik kazılarda bulunan tabletlerde, mağaralara işlenmiş resim ve işaretlerde, kullanılan en ilkel kesici, delici aletlerde, süs ve takı malzemelerinde sanatın iletişim dilini görmek mümkündür. Dolayısıyla bir coğrafyanın kültürel coğrafya haline dönüşmesini sanatın etkileşim boyutundan da görmek gerekir. Çünkü sanatçılar yaşadığı toplumdan etkilenerek bir sanat eseri meydana getirirken, toplum da ortaya çıkan sanat eserinden etkilenir. Böylelikle sanatçılar ortaya koydukları eserleriyle toplumu etkilemeye, o’na yön vermeye, sanat eseri de çağın ötesine geçerek, gelecek çağları etkilemeye başlar.

Sosyal, ekonomik, teknolojik gelişim ne kadar hızlı, güçlü ve etkileyici olursa olsun sanat eseri kalıcı olma özelliğini korur. Sanatın kalıcı özelliğinin kaybolması insanın estetik yanının yok olması demektir ki maazallah o zaman ortada ne “kültürel coğrafya alanları” ne de “bugünden düne gidilecek yol” kalır.

Sanıyorum “Niçin yazıyorsunuz” sorusunun yanıtı da sanat eserinin kalıcılığını koruyor oluşunda gizli. Yazarlar, şiir sanatıyla meşgul olan şairler günlük konuşma dilinde herkesin kullandığı kelimeleri düş gücüyle, kurmacayla yeni bir şekle sokar, yazdıklarını estetize ederek topluma yansıtır ve yüreğine konan imgelem kuşunu geleceğe savurur.

Bu savuruşta kural var mıdır? Ya da kuralı kim koyacaktır?


Sözü Giordano Bruno’ya verelim: “Şiir kurallardan doğmaz, velev ki kaza eseri olsun; ama kurallar şiirden doğar ve çoğu gerçek şairlerin türü ve yeteneği kadar, gerçek kuralların türü ve kapsamı da.”




25 Ağustos 2015 Salı

Yeni Nesil Özlemler



susmanın zırhını kuşandığım atlastan
yedi kat dürülmüş mektuplar yazıyorum

hangi sözün işçiliğine soyunsa, daha çok ona benziyor kalbim
oysa biliyorum, hünerli olmak ustalığın karinesidir
ve elbette biliyorum şu denizlere sığmayan zaman diliminde
benim yaptığım rüzgâra çırak durmaktan ibaret çocukluk
yoksa bilmez miyim
‘ateş olsam cürmüm kadar yer yakarım’
zaten başka türlüsü kontrolsüz yangınlar demektir ki
aldırma
sen mülküme yakın olmaya devam et ey dildâde 
o hâlet-i ruhiyemle
ben de sana ışık hızından bile yakın olurum fakat,
gövdemin taş kesildiği yerde
hiç kimse beni bir yosun gibi sarmadı desem
dakka şaşmaz kusurlu bulunur, 
kalender meşrebindeki ömrüm 

belki acemi
belki de iki yürek arasındaki ritim farkını duymaktan âcizim,
kabul.

lâkin senden şehirler kuruyorum gündüzden geceye
senden dört başı ma’mur kuş evleri
ki
biz buna medeniyet üçgeni diyelim de
hadi formülünü fizikçiler düşünsün
aslında maya başkentini yeniden kuruyorum sevgilim
avuçlarında cömertliğin aşkına

o coşkun mi’marî
o çılgın tarzın içinde ben nerde miyim?
âh!
söylemeyi unuttum
‘taş yerinde ağırdır’
aşk, akıl ve ruhun hüzünle ayrıştığı siyah noktada
bilmem, özlediğim gölleri anlatabiliyor muyum?

Fatih Yavuz Çiçek
Ayna İnsan, 2015 Sayı: 15

2 Haziran 2015 Salı

Ayna İnsan 15. sayı



Ayna İnsan 15. sayısıyla okurla buluşuyor.

Derginin 15.sayısında; Emine Batar, Fatih Yavuz Çiçek, Yunus Develi, Önder Kızılkan, Ercan Ata, Tuba Dere, Hüdanur Ulutürk, İmdat Akkoyun, Hüseyin Atacan deneme, öykü, inceleme yazılarıyla; Aydın Afacan, Abdullah Eraslan, Asım Yapıcı, Orhan Tepebaş, Nevzat Konşer, Hüseyin Cahit Kerse, Fatih Yavuz Çiçek, Hüseyin Korkmaz, Ercan Ata, Selma Özeşer, Nursel Türkemiş, Semiha Kavak, Merve Akbaydoğan, Sabiha İclal Tiryaki, İshak Altundağ, Zeki Altın, Kadir Bıyıklı, Negin Sarhaddi, Kadir Yılmaz, Aydın Uzkan, Kadir Dalgın şiir ve çevirileriyle katkıda bulundular.

Ayna İnsan İz Bırakanlar Bölümü'nde Suat Derviş'i andı.

16.Sayıda buluşmak dileğiyle.

İçindekiler:
Ayna İnsan Sunuş: Niçin Yazıyorsunuz?
Fatih Yavuz Çiçek: Bin Tanrı İli'nin Oğlu Yaşar Kemal
Emine Batar: Mısır Püskülleri
Önder Kızılkan: Inarritu'nun Son Harikası: Birdman
Ercan Ata: Parkta Tek Kişilik Çay Partisi
Yunus Develi: Kameraya Takılanlar
Hüdanur Ulutürk: Süleymaniye'nin Güzel Gözlü Hattatı
İmdat Akkoyun: Aklıma Mukayyet Ol Rabbim
Tuba Dere: Leylâ'yı Arayan Âşık
Hüseyin Atacan: Zamansız Uyku

Ve Şiirleriyle,

Aydın Afacan: Simin ve Zerrin
Orhan Tepebaş: Uzak Ülke
Hüseyin Cahit Kerse: Gözyaşından Ablalar
Fatih Yavuz Çiçek: Yeni Nesil Özlemler
Asım Yapıcı: Sukut-u Hızır
Abdullah Eraslan: Tutku
Selma Özeşer: Nar-Tılsım-Martı
Kadir Yılmaz: Rainer Maria Rilke/Geride Kalan
Semiha Kavak: Düş'te Dem Vakti
Hüseyin Korkmaz: Ağustos İkindisi Sıcağında
Sabiha İclal Tiryaki: Mor Yalnızlık ve Suyun Ölümü
Merve Akbaydoğan: Mevsim Göçü
Nevzat Konşer: Seyfettin İçin Şiirler: Ant
Nursel Türkemiş: Kar Neredeyse Nefti
Ercan Ata: Yeni Çağa Şiirler
İshak Altundağ: Zamanımın ve Kadınımın Acıları Üstüne
Zeki Altın: Aynanın Aynadaki Akışı
Kadir Bıyıklı: Yarın
Negin Sarhaddi: Kayser Eminpur
Kadir Dalgın: Ben'in Sarmal Yolculuğu
Aydın Uzkan: Sidelya