Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat
Milan Kundera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milan Kundera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2014 Cuma

Gülüşün ve Unutuşun Kitabı


"Mirek yazgısına vurgundu. Yazgısı, Mirek için küçük parmağını bile kımıldatmak niyetinde değildi. (onun mutluluğu, güvenliği, iyiliği ve sağlığı için) Oysa, Mirek yazgısı için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı. (yüceliği, açıklığı, güzelliği, biçimi ve kavranabilir bir anlamı olması için) Kendisini yazgısına karşı sorumlu buluyordu ama yazgısı ona karşı sorumluluk beslemiyordu." syf.19
"Kadınlar güzel adam aramazlardı. Onlar güzel kadınları elde etmiş adamları ararlardı." syf.20
"Barışa tutkun insan her zaman gülümser" syf.90
"Bir şairin gururu sıradan bir gurur değildir. Yalnız şair bilir yazdığı şeylerin değerini. Ötekiler bunu ondan çok sonra anlarlar, belki de hiç anlamayacaklardır. Dolayısıyla gururlu olmak, şairin görevidir. Eğer gururlu değilse kendi yapıtına ihanet etmiş sayılır." syf.174
"Bir halkı ortadan kaldırmak için, belleğini yoketmekle işe başlanır" diyordu Hübl. Kitaplarını, kültürlerini, tarihlerini yok ederler. Bir başkası onlara başka kitaplar yazar, bir başka kültür verir, bir başka tarih uydurur. Ve böylece halk, yavaş yavaş ne olduğunu, daha önce ne olmuş olduğunu unutmaya başlar. Çevresindeki dünya da onu daha çabuk unutur." syf.199
"Çünkü aşk bitmeyen bir sorgulamadır. Evet, aşkın bundan daha iyi bir tanımını bilmiyorum." syf.203
"Çünkü anlamak karşısındakiyle kendisini karıştırmak, onda kendini bulmaktır. Şiirin sırrı buradadır. Sevdiğimiz kadınla kendimizi tüketiyoruz, inandığımız fikirlerle kendimizi tüketiyoruz, bizi heyecanlandıran bir görünüm karşısında kendimizi tüketiyoruz." syf.181
Milan Kundera/Gülüşün ve Unutuşun Kitabı

24 Kasım 2014 Pazartesi

Kimlik


Çek yazar Milan Kundera'nın "Kimlik" isimli kitabı, hafta sonu bir solukta okuduğum kitaplardan biri oldu. 167 sayfalık kitabın bu denli hızlı okunmasında kısa kısa bölümler hâlinde kurgulanmasının rolünün büyük olduğunu düşünüyorum. 

Kimlik'te kadın ve erkek ilişkilerini konu ediniyor Milan Kundera. İlişkilerdeki yaş farkını, tutkuların soğumaya yüz tuttuğu, eskiyen, yıpranan bir aşkta birbirini sorgulayan, birbirini gözlemleyen Chantal ve sevgilisi Jean-Marc arasında oluşmaya başlayan mesafeyi, kuşkuyu, yalın bir dille anlatıyor yazar.

Chantal'ın sevgilisinden yaşça büyük olması, yüzünde giderek beliren çizgiler, sevgilisi tarafından beğenilmeme endişeleri, posta kutusunda bulduğu gizemli mektuplar, Jean-Marc ile arasında bir oyun gibi sürdürdükleri ve ilişkilerini yeni bir boyuta taşıyan süreç kitabın başlangıcından bitimine kadar ilmek ilmek işlenmiş.

Bu tür ilişkilerde ya da evliliklerde kadının yaşça büyük olması bizim toplumumuzda çok fazla kabul gören bir olgu değil. İstisnalar kaideyi bozmaz ama toplumsal dinamiklerimiz, asırlardır süregelen aktöreler, aile baskıları, bizim ülkemizde kadının yaşça erkekten daha küçük olmasından yana tavır koyuyor.

Kısaca, bizde istisnalar dışında bu tarz bir ilişkiye rastlamak çok güç...


Kitapta altını çizdiğim satırlar şöyle:

"erkekler artık dönüp bana bakmıyor” cümlesi, bedenin giderek sönmeye başladığını gösteren kırmızı bir işaret lambasıydı. (syf.44)

"aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır." (syf.44)
  
"Özlem mi? Karşısında oturduğuna göre, ona nasıl özlem duyabilirdi ki? İnsan, var olan birinin yokluğundan nasıl acı duyabilir? (syf.47)

"Erotizm, ticari açıdan karmaşık bir olaydır; çünkü herkes bir yandan erotizmi yaşamaya can atarken, öte yandan, mutsuzluklarının, yoksunluklarının, kıskançlıklarının, komplesklerinin ve acılarının nedeni olarak ondan nefret eder." (syf.57)

"Chantal, ağzını açıp dilini Jean-Marc'ın ağzına kaydırdı, orada bulacağı her şeyi çekip alma arzusu içindeydi. Dillerinin ateşliliği tensel bir gereklilik değil, karşısındakine, tüm varlığıyla, hemen, yabanıl biçimde ve bir an gecikmeden sevişmeye hazır olduğunu anlatmanın bir yoluydu." (syf.58)

"Dostluk, bir insana yalnızca belleğinin doğru çalışması için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi ben’ini koruyabilmesi için gerekli tek koşul. Ben’in çekip küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor; ve bu sulama işi, geçmişin tanıkları ile, yani dostlar ile sürekli temas halinde kalmayı zorunlu kılıyor. Onlar bizim aynamız; belleğimiz; onlardan hiçbir şey beklemiyoruz, yeter ki o aynayı zaman zaman parlatsınlar, parlatsınlar ki, yüzeyinde kendimizi görebilelim. Ne var ki, benim lisedeyken ne yaptığım umurumda bile değil! İlk gençliğimden beri, hatta çocukluğumdan beri, benim istediğim bambaşka bir şeydi: Dostluğun, değer olarak tüm öteki değerlerin üstünde tutulmasını özlüyordum. Şunu söylemekten hoşlanıyordum: Gerçeklik ile dost arasında seçim yapmak gerektiğinde, ben her zaman dostu seçerim. (syf. 52)

"Oh, hayır, hiçbir aşk suskunluğun üstesinden gelemez." (syf.88)

"Giz, en çok paylaşılan, en sıradan olan şeydir; beden ve onun gereksemeleri, hastalıklar, saplantılar, kabızlık örneğin ya da âdet günleri. Özel yaşamımıza özgü bu durumları başkalarından utanarak gizlememizin nedeni, bunların son derece bireysel durumlar olması değil, tam tersine, son derece ortak durumlar olmasıdır." (syf.108)