Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

24 Kasım 2014 Pazartesi

Türküler


Edebiyatla ve şiirle ilgilenip de Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun "Ne zaman bir köy türküsü dinlesem şairliğimden utanırım" dizesini bilmeyen yoktur sanırım.

Son dönemde sık sık türkü dinliyorum. İyi yorumlanmış türküleri. Sesi, okuduğu türküyle bütünleşen isimleri dinlemeyi seviyorum. Türküleri, şarkıları "Issız Adam" filminin kahramanı gibi plaklardan dinlerdim eskiden. Fakat şimdi eli yüzü düzgün, sağı solu çizilmemiş plak bulmak güç. Bu yüzden kasetçilik, plakçılık gibi mesleklerin boşluğunu cd satan işyerleri doldurdu. Elimiz mahkûm cd'lere. Youtube faktörü var bir de. Arama motorları vs. İstediğin türküye, şarkıya anında, kolayca erişme fırsatı veriyor bu siteler. Kolaylık demişken; aslına bakarsanız hayat kolaylaştıkça, yaşamın değeri ucuzluyor, sanılanın aksine nefes almak zorlaşıyor, hayat daha da çekilmez hâle geliyor bana göre.

Bir dönem yaşadığım İzmir'de, ev arkadaşımın zengin bir plak koleksiyonu vardı. Dual marka pikapta sırayla dinlerdik koleksiyondaki bütün plakları. Geçen hafta gezdiğim bitpazarında bi tane pikap buldum. Ancak iğnesi kırıktı. Almaktan vazgeçtim. Çünkü parça bulmak gerekiyordu. Uğraşmak istemedim. Belki başka zaman sağlam bi tane bulurum dedim, içimden. Makaralı teybi olan başka bi arkadaşım var. Onunla zaman zaman oturup makaralı teypten dinliyoruz sevdiğimiz, dinlemekten hiç vazgeçmediğimiz türküleri, şarkıları. Şiir okuyoruz tıpkı lisede yaptığımız gibi. Plak yoksa makaralı teyp var. İdare diyoruz şimdilik.

Seçiciyim. Zevkler ve renkler meselesi diyoruz biz buna. Örneğin, Erkan Oğur'u asla dinlemem. Zevk almıyorum onun sesinden de sazından da. Nazan Öncel. Zerre kadar hazzetmiyorum kendi sesiyle yorumladığı şarkılarından. Şiirde Cemal Süreya okumaktan da haz almıyorum. Kendimi belki de en çok Edip Cansever dizelerinde bulduğum için Nâzım değil, Edip Cansever okumayı tercih ediyorum.

Zevkler ve renkler meselesi işte.

Dün akşam face mahallesinden bi arkadaşım Neşet Ertaş'ın Gönül Dağı'nı paylaşmış. Jülide Özçelik'ten. Dinledim. Jülide Özçelik dinledikçe can eksilten o türkünün özünü duyumsatmayı başaramıyor okurken. Beğenmedim türkü yorumunu.

Gönül Dağı'nı hemen şimdi burada Neşet Ertaş'tan paylaşmak isterdim, ancak işyerinde müzik siteleri açılmıyor. Ben de burada cd.den dinlerim artık.

"Kimseler görmeden yar oy/Gel gizli gizli"

Kimlik


Çek yazar Milan Kundera'nın "Kimlik" isimli kitabı, hafta sonu bir solukta okuduğum kitaplardan biri oldu. 167 sayfalık kitabın bu denli hızlı okunmasında kısa kısa bölümler hâlinde kurgulanmasının rolünün büyük olduğunu düşünüyorum. 

Kimlik'te kadın ve erkek ilişkilerini konu ediniyor Milan Kundera. İlişkilerdeki yaş farkını, tutkuların soğumaya yüz tuttuğu, eskiyen, yıpranan bir aşkta birbirini sorgulayan, birbirini gözlemleyen Chantal ve sevgilisi Jean-Marc arasında oluşmaya başlayan mesafeyi, kuşkuyu, yalın bir dille anlatıyor yazar.

Chantal'ın sevgilisinden yaşça büyük olması, yüzünde giderek beliren çizgiler, sevgilisi tarafından beğenilmeme endişeleri, posta kutusunda bulduğu gizemli mektuplar, Jean-Marc ile arasında bir oyun gibi sürdürdükleri ve ilişkilerini yeni bir boyuta taşıyan süreç kitabın başlangıcından bitimine kadar ilmek ilmek işlenmiş.

Bu tür ilişkilerde ya da evliliklerde kadının yaşça büyük olması bizim toplumumuzda çok fazla kabul gören bir olgu değil. İstisnalar kaideyi bozmaz ama toplumsal dinamiklerimiz, asırlardır süregelen aktöreler, aile baskıları, bizim ülkemizde kadının yaşça erkekten daha küçük olmasından yana tavır koyuyor.

Kısaca, bizde istisnalar dışında bu tarz bir ilişkiye rastlamak çok güç...


Kitapta altını çizdiğim satırlar şöyle:

"erkekler artık dönüp bana bakmıyor” cümlesi, bedenin giderek sönmeye başladığını gösteren kırmızı bir işaret lambasıydı. (syf.44)

"aşkın bakışı, yalnızlaştıran bir bakıştır." (syf.44)
  
"Özlem mi? Karşısında oturduğuna göre, ona nasıl özlem duyabilirdi ki? İnsan, var olan birinin yokluğundan nasıl acı duyabilir? (syf.47)

"Erotizm, ticari açıdan karmaşık bir olaydır; çünkü herkes bir yandan erotizmi yaşamaya can atarken, öte yandan, mutsuzluklarının, yoksunluklarının, kıskançlıklarının, komplesklerinin ve acılarının nedeni olarak ondan nefret eder." (syf.57)

"Chantal, ağzını açıp dilini Jean-Marc'ın ağzına kaydırdı, orada bulacağı her şeyi çekip alma arzusu içindeydi. Dillerinin ateşliliği tensel bir gereklilik değil, karşısındakine, tüm varlığıyla, hemen, yabanıl biçimde ve bir an gecikmeden sevişmeye hazır olduğunu anlatmanın bir yoluydu." (syf.58)

"Dostluk, bir insana yalnızca belleğinin doğru çalışması için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi ben’ini koruyabilmesi için gerekli tek koşul. Ben’in çekip küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor; ve bu sulama işi, geçmişin tanıkları ile, yani dostlar ile sürekli temas halinde kalmayı zorunlu kılıyor. Onlar bizim aynamız; belleğimiz; onlardan hiçbir şey beklemiyoruz, yeter ki o aynayı zaman zaman parlatsınlar, parlatsınlar ki, yüzeyinde kendimizi görebilelim. Ne var ki, benim lisedeyken ne yaptığım umurumda bile değil! İlk gençliğimden beri, hatta çocukluğumdan beri, benim istediğim bambaşka bir şeydi: Dostluğun, değer olarak tüm öteki değerlerin üstünde tutulmasını özlüyordum. Şunu söylemekten hoşlanıyordum: Gerçeklik ile dost arasında seçim yapmak gerektiğinde, ben her zaman dostu seçerim. (syf. 52)

"Oh, hayır, hiçbir aşk suskunluğun üstesinden gelemez." (syf.88)

"Giz, en çok paylaşılan, en sıradan olan şeydir; beden ve onun gereksemeleri, hastalıklar, saplantılar, kabızlık örneğin ya da âdet günleri. Özel yaşamımıza özgü bu durumları başkalarından utanarak gizlememizin nedeni, bunların son derece bireysel durumlar olması değil, tam tersine, son derece ortak durumlar olmasıdır." (syf.108)                                                                                      

20 Kasım 2014 Perşembe

Yorumlar, öyküler vs.


Blog sayfasını açtıktan bir süre sonra yorum alanını kapatmış, benimle iletişim kurmak isteyecek okurlar için bloğun sağ tarafında tıklayıp girilecek bir kapı bırakmıştım. O kapıdan bana ulaşanların büyük çoğunluğu kapattığım "yorum" alanını sordular. İyi yazdığımı, etkili yazdığımı söyleyenler oldu. Sayfamdaki paylaşımlardan çok yararlandığını iletenler oldu. Paylaşımlarımı izleyerek, okuyarak, görüş belirterek destekleyen arkadaşlara buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bugünden itibaren blog sayfasında yorum bölümünü tekrar açtım. Blogda yazmaya başladıktan sonra listeme eklediğim arkadaşların hepsinin paylaşımlarını düzenli okuduğumu da belirtmek istiyorum.

Geçen hafta dört kitap almıştım. Muzaffer Buyrukçu'dan "bir aşk daha" Naipaul'dan "Yarım Hayat" Ahmet Altan'dan "Kılıç Yarası Gibi" ve Jack Landon'an "Halk Avcısı"

Kitapların üçünü okumayı bitirdim. Jack Landon'u da bu akşam evde bitiririm diye düşünüyorum. Düzenli kitap okumayı rahmetli Metin Abi'den (Metin Güven) öğrendim. İlkokuldan beri kitap okurum ancak düzenli kitap okumak deyince şunu demek istiyorum. Günün belli saatlerinde hergün hiç ara vermeden, ibadet yapar gibi kitap okumak. Belirleyin kendinize bir saat. Ve o saatte kitap okuma eylemi dışında hiçbir şey yapmayın. Ben böyle yapıyorum.

Takip edenler hatırlayacaktır. Öyküler yazıyordum son dönemde. İki yeni öykü yazdım. Birine "Her Günâh Kirlidir" başlığını verdim, diğerine "Poğaçalar." 

Demlenmeye bıraktım bu öyküleri. Biraz beklesinler.

Bu arada, yazdığım öykülerden ikisini paylaştığım ve Türkiye'de öykü denilince en yetkin isimlerden biri olarak kabul gören değerli bir yazarımız öykülerimin iyi olduğunu ve yayımlayacaklarını belirtti. Öyküler yayımlandığında blog sayfamda paylaşacağım elbette. 

İyilikler diliyorum bütün okurlara.

fy

Halk Avcısı


Halk avcıları halktan ne denli uzaksalar o denli yakın ve şirin görünmeye çalışırlar. Sömürü düzenini sürdürmek ve halkın alınterini yağmalamak için tumturaklı laflarla duyguları okşarlar, nabza göre şerbet vererek halkı uyutmaya çalışırlar.

Ama günün birinde tak der halkın canına...

Umutlar çoğalır, öfkeler artar, ele verir tüm ezilenler...

Ve işte o zaman maskeler alaşağı edilir, kuzu postuna bürünmüş halk avcılarının çirkin yüzleri tüm iğrençliğiyle gözler önüne serilir.

Jack Landon/Halk Avcısı, Arka kapak

18 Kasım 2014 Salı

Ahmad Pejman/Bide Majnoun



Yarım Hayat


"Hepimiz her gün geçmişteki günahlarımızın bedelini öderken bir yandan gelecekteki cezalarımızı biriktirmiyor muyuz?" syf.31

"Sessizliğimle özgürüm. Bu mutluluktur." syf.31

"Elime bir silah alıp parmağımı tetiğe koyarak nişangâhtan baktığım anda büyülendim. Bana kalırsa, insanın kendisiyle, tabir caizse konuştuğu en özel, en yoğun anlardan biri, doğru kararın gelip gittiği bu yarım saniyedir, insan bu lahzada neredeyse zihnindeki hareketlere cevap verir. Hiç beklediğim gibi değildi. Karanlık bir odada tek bir mumun alevine bakarak meditasyon  yapan insanların hissettiği söylenen dinî heyecanın, nişan alarak kendi zihnime ve bilincime yaklaştığım anda hissettiğim zevkten daha şiddetli olduğunu sanmıyorum. Bir anda her şeyin gidişatı değişebilirdi ve kendi özel evrenimde kaybolup gidebilirdim. Afrika'da, atış poligonunda olmak ve babanın brahman atalarınıi büyük tapınağın hizmetkârlarını yeni bir bakış açısıyla düşünmek çok tuhaftı. Bir silah satın aldım. Ana'nın büyükbabasının arazisine hedef tahtaları kurdum ve her fırsatta atış talimi yapmaya başladım. Komşularımız bana başka bir gözle bakmaya başlamışlardı." syf.140-141

V.S. Naipaul/Yarım Hayat

Yara ve Kabuk İlişkisi


"Her yara kendine bir deniz kabuğu arar."

fy

15 Kasım 2014 Cumartesi

Ayfer Vardar/Entaresi Aktandır


Tâ Maryland'dan beni izleyen arkadaşım, bu türkü senin için.

Hayır Böyle Tutkuyla Sevdiğim Sen Değilsin


Hayır böyle tutkuyla sevdiğim sen değilsin
Güzelliğinin parıltısı etkilemiyor beni.
Sende, geçmiş yılların acılarını seviyorum
Ve yıkılıp giden gençliğimi.
Sana baktığımda kimi zaman,
Dalıp gittiğimde gözlerine,
Gizemli bir konuşmaya dalmışımdır,
Seninle değil ama, yüreğimle.
Konuştuğum, sevgilisidir genç günlerimin,
Başka çizgileri arıyorum seninkilerde…
Çoktan susmuş dudakları, canlı dudaklarında senin,
Sönmüş gözlerin ateşini, senin gözlerinde…
Mihail Yurgeviç Lermantov
Çeviri: Ataol Behramoğlu