Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

20 Ocak 2015 Salı

"Emek" Hatırası


İşim gereği zaman zaman Ankara'ya gitmek zorunda kalıyorum ve bu yüzden geçtiğimiz hafta da yine Ankara'ya gittim. Tandoğan'da işlerimi bitirdikten sonra Ankaray'ı kullanarak AŞTİ'ye geldim. Otobüsün kalkmasına epeyce vakit vardı. Ben de Emek ve Bahçelievler'i gezmek istedim. Bir dönem Emek '4 ve 8. Cadde'de çalışmıştım. Emek ve Bahçelievler'in anısı çoktur bende.



Hava soğuktu. Yerler kar ve buzlu. Bosna Hersek Caddesi boyunca ilerleyip Frederic Chopın Parkına kadar yürüdüm. Parkta kuşların dışında kimseler yoktu. Banklardan birine kısa süreli oturdum. Çamların altına bırakılan yemleri farkeden güvercinlerden birisi kursağını doldurmakla meşguldü. Ürkütmeden fotoğrafını çektim. Parkın içinde bir müddet dolaştıktan sonra 8.Caddenin sokakları arasında soğuğa rağmen uzun uzun yürüdüm. Fotoğraflar çektim "Emek" manzaralı.


Bir zamanlar eş, dost, arkadaş, sevgili, oturup şiir kitapları okuduğumuz pastaneye uğramayı, orada bir bardak çay içmeyi düşündüm fakat vakit çok daralmıştı. Geri dönüp otobüse bindim.



Yol boyunca Metin Celal'in "Gitmek Zamanı" isimli romanını okudum. Siyasi bir mahkumun Almanya'ya, başkasına ait bir kimlikle girişini, orada geçirdiği günleri, evinde kaldığı arkadaşının eşi Manuela ile aralarında gelişen yakınlaşmayı anlatıyordu Metin Celal. Bu kitabın kurgusunda çağımızın önemli hastalıklarından birisi olan "AIDS"e de yer verilmesini, HIV Virüsüne dikkat çekilmesini kitabın trajik finali için artı değer olarak gördüğümü belirtmeliyim.

Üç hafta önce blog sayfamda Aslı Erdoğan'ın "Kırmızı Pelerinli Kent" isimli kitabını okuyacağımı belirtmiştim. Okudum elbette. Açıkçası hiç beğenmedim. Klişe konular ve bana göre sürpriz olmayan bir final.

Aslı Erdoğan üç yıl Brezilya'da yaşamış. Kırmızı Pelerinli Kent'te Brezilya'yı anlatıyor yazar. Rio Karnavalını, oradaki çılgınlıkları, sokak çatışmalarını, uyuşturucu satanları, yoksulları, insanı bunaltan aşırı sıcakları ve nemi. 

Bir zamanlar bizde "Öteki Türkiye" denilen bir kavram vardı hani. Türkiye'nin yoksul mahallelerinde yaşayan halkı, ışıltılı, cilalanmış merkezin dışında kalan ve suç işleme oranlarının yüksek olduğu sokakları anlatmak için kullanılırdı bu kavram. Aslı Erdoğan'da "Öteki Brezilya"yı anlatmış romanında. 

İlla okuyacağım diyen varsa, okuduğunda buraya yazdıklarımdan farklı bir şey göremeyecektir o kitapta.

Dönüşümde yeni bi'öykü yazdım. Ahmed Arif'in bir dizesinden (Gün ola devran döne, gün ola umut yetişe) yola çıkarak kurguladığım öykü'de; köyde yaşayan, elma bahçesini soğuk vurunca zararını karşılamak için Fransa'ya, orada yaşayan eniştesinin yanına giderek şarap fabrikasında kaçak işçi olarak çalışmaya başlayan, sonra tekrar yurda dönüş yapan ve tavla oynamaya meraklı bir karakter oluşturdum. 

Öyküler önceden yaşanmış veya gelecekte yaşanması muhtemel olayları anlatır zaten.

Düşünüyorum da aslında her insanın hayatında yazılacak bir öykü mutlaka var.

Geçtiğimiz günlerde şöyle bir cümle kurmuştum. Bu yazıyı o cümleyle bitireyim.

"İnsan en değerli öyküm dediği kızını, hangi sayfadan itibaren dosdoğru anlamaya başlar ki?"

fy

15 Ocak 2015 Perşembe

14 Ocak 2015 Çarşamba

tel örgünün iki yüzü



Tel örgünün ayrı yüzeylerinde
fotoğrafların negatifleri
akciğer filmlerindeki çizgiler gibi
iğreti gülümsüyor dudağımızda
karanın ve beyazın kesişmesi

sizin esenliğini benim güvenliğim için
parkta gezinir gibi, yeni uyanmış gibi
bilirsiniz işte, anne sen ve sevgilim
tanırsın ne zaman terler avuçlarım
ne zaman dilim dolaşır sözcüklere
elleriniz tellere dokunurken acemi

boğaz kıyısında fotoğraf çektirir gibi
elini omzuna atar gibi park kanepesinde
fırtınalı sokakta yürürken
pardösünün yakasını kulaklarına kadar 
ya da Sirkecide simiti susamıyla beraber
neler gelmiyor tek odada yıllarca yaşayanın 
bir avuç maviye kafasını kaldırarak
ve o maviye yıllarca uzak
tel örgü biliyor içerdekini

dışardaki
bilmez mi gecenin yarısında
karda, yağmurda yürüme özgürlüğünü
hesaplaşırdı hasmı, konuşacağı dostu vardır
taa Avcılarda ya da Üsküdarda
gizli bir aşkı vardır şifreli telefon çalar
gel! diyen bir aşk, ucunda ölüm ucunda intihar
ya da hiçbir şey yok da, Kafka'nın böceği sanki
alıştığı kapıdan çıkar, girer alıştığı kapıdan
bilmez mi dışardaki
ağacın eylülünde rüzgâr keyfiyle
yaprağın zorla sürüklendiğini

tel örgülerin iki yüzünde 
negatiflerimiz

aslı kim?

Arife Kalender
Varlık Dergisi Aralık 2014, Sayı: 1287

10 Ocak 2015 Cumartesi

tek ahlâki öğe: aşk


"Doğamızdaki tek ahlâki öğe aşktır. Zira insanlar sadece aşk karşısında beklentisiz bir şeyler yapar."

Auguste Comte

9 Ocak 2015 Cuma

Küpe


üstüme yağmurlar giydiğim mevsim
geri durdum hep, görünmedim

bazı rüyalar iki kişiliktir
gözle görülmezler
bilirdim

küpesini düşürdüm gecenin
soğuğu kaldı içimde
sessizce geçip gittim

Murathan Mungan/Üç Nokta Dergisi, Bahar 2007, Sayı:8

8 Ocak 2015 Perşembe

6 Ocak 2015 Salı

'Beklentinin Sanatı'


Yaşam ve ölümü birbirine bağlayan incecik ipin ortasında, ayaklarımın altında uzayan boşluğun ucunda sallanıyorum. Parmaklarım güçsüz. Kollarım yerçekimine direnen gövdemi taşımaktan yorgun. Zihnim, eşyaların ortalığa saçıldığı odalar gibi darmadağınık. Ruhumun ölü bir ormandan farkı yok. Alevlere teslim olmuş, yanmış, yıkılmışım. Bütün hücrelerim kömür karası. Bütün şehirlerim simsiyah.

Bizi, düşlediğimiz cennetten umutla korku arasında yaşamaya zorunlu kılınan o derin çizgi ayırıyor diyor ve kendimi boşluğa bırakıyorum.

En dipte ayaklarım denize değmeli... Kucakladığımda kanımı coşturacak, dalgaları köpürdükçe köpüren, o ipekten denize

d

ü

ş

e

r

k

e

n

Sırılsıklam bir finale varmayı ummak.

Delilik bu...Delilik!

Önce çılgınlar gibi çığlık atıyor, sonra daralan zamana gözlerimi kapatıyorum.

Korkma!

Düşerken, aslında ben hep yokuş yukarı tırmanıyorum.

fy

4 Ocak 2015 Pazar

Beden Dili


"İnsanın sesi, soluğu, ağzındaki dili sustuğunda, yaraları konuşmaya başlıyor."

fy

3 Ocak 2015 Cumartesi

Küskedisi


-fitili yakılmış zamanda sahne güzçekimi-

anımsıyorum
şehrime dinamit bırakan ateş dikeni
şefkatin kalbine de göç mızrağı saplar
yıkar geçerdi gazelden bendimi

güneşe meftun baharkıza susmak
korkuya sağır
cesarete kırgın
öfkemizin pilli bebeğine yenik tozlaşmayı
geciken dokunuşların yerine mi koymaktı
düşkirazı sandığımız o çokluk

sadece bir bavul ve sen
tek taş pırlanta… kısa bir not
eşyalara sinmiş sümbülî ayrıntılar
ve içimizde küskedisi

-üç, iki, bir: motor-

oradayım
yüzdüğüm boşlukta

sahne güzçekimi perde ben
?
:

ö  n  e  m  s  i  z  im

Fatih Yavuz Çiçek
Onaltıkırkbeş Şiir, Çığlık, Yaşam Kandili 2009, Sayı: 32

2 Ocak 2015 Cuma

Costaguana'nın Gizli Tarihi


"Son derece aşina olduğumuz sözcükler bu ülkede kâbusu çağrıştırırlar. Özgürlük, demokrasi, vatanseverlik, hükümet: Bunların hepsi cinnet ve cinayetle özdeşleşmiştir."

Joseph Conrad/Nostromo

Juan Gabriel Vasquez/Costaguana'nın Gizli Tarihi, syf.96