Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

27 Kasım 2014 Perşembe

"İnsanın evrensel sarhoşluğu"


Bazı kitaplar vardır, geniş bir orman gibidir. Ormandaki ağaçlar birer simgedir ve o simge ormanı içinde kaybolduğunuzu sanırsınız. Yönünüzü bulmak, nerede olduğunuzu keşfetmek için ilerlemek zorundasınızdır.  Malcolm Lowry, "Yanardağın Altında" isimli kitabıyla bunu yapıyor. Okuru bir ormanın içine bırakıyor. Okuma eylemi bittiğindeyse okuru içine bıraktığı simgeler ormanı hakkında uzun uzun düşünmeye sevk ediyor.

Kitap; Meksika'da bulunan Quauhnahhuac kentindeki La Selva Otel'de başlıyor. (Selva'nın kelime anlamının "orman" demek olduğunu yazarın kitabın sonundaki açıklamalarından öğreniyoruz.)

Bay Laruelle, Konsolos Geoffrey Firmin, Konsosolos'un ayrıldığı eşi Yyonne ve Konsolosun küçük üvey kardeşi Hugh karakterleri, kitabın üzerinde inşa edildiği dört ana kolon gibi.

Kitabın okunması en zor bölümü ilk üç bölüm ve bu yüzden ilk üç bölümün sindire sindire ve dikkatli okunması gerekiyor. 

Eşinden ayrılmış, kendini içkiye vermiş, sürekli sarhoş gezen bir İngiliz Konsolos'un on iki bölümde anlatılan yaşam öyküsü var bu kitapta. Yazar, on iki rakamını kabala öğretisindeki insan ruhunun yükselme isteğini temsil etmesi, kitabın on iki saatlik bir zaman dilimini anlatması, on iki rakamını evrensel bir simge olması sebebiyle seçtiğini belirtiyor.

Kitabın sonunda yer alan ve yayımcıya gönderilen uzun mektubunda Konsolos'un sürekli sarhoşluğunun insanın savaş yıllarında ya da savaştan hemen öncesi içinde bulunduğu evrensel sarhoşluğu temsil ettiğini açıklıyor yazar ve şöyle diyor: "Konsolos'un yazgısında derin ve kesin bir anlam varsa, bu insanlığın son yazgısıyla olan evrensel bağlantısına göre yorumlanmalıdır."

Bölgemizde, sınırımızda ve yeryüzündeki çeşitli ülkelerde yıllardır bitmeyen mezhep, ırk, daha çok zengin olma, daha çok toprak edinme, petrol, enerji ve güç savaşlarını düşününce Malcolm Lowry haklı diyorsunuz. İnsanlık II.Dünya savaşı sırasında içine düştüğü sarhoşluk hâlini günümüzde de sürdüyor.

Bu tespit, yaşadığımız coğrafyadaki olayları yazarın şu cümleleri üzerinden kıyaslanarak düşünülürse daha net anlaşılır: "Önce İspanyol yerliyi sömürdü, çocukları olduktan sonra da melezi sömürdü, sonra tam kan Meksikalı İspanyol'u, criollo'yu, sonra mestizo yerli yabancı herkesi sömürdü. Sonra, Almanlarla Amerikalılar onu sömürdüler: şimdi geldik son bölüme: herkes herkesi sömürüyor." (syf.352)

Okuması zor bir kitap değil "Yanardağın Altında." Sadece biraz dikkatli, özenli ve ilgi gösterilerek okunması gerekiyor. Altını çizdiğim bir hayli satır var. Ancak ben buraya en çok etkilendiğim, şiirsel bulduğum cümleleri eklemek istedim.

Son olarak şunu da belirtmek isterim. Tıme Dergisi "Yanardağın Altında" yı 1923'ten beri yazılmış en iyi 100 kitap listesine dahil etmiş. Kitap 1984 yılında John Huston tarafından da sinemaya uyarlanmış. 

"İnsan ruhu fethedilemez. Tanrı bile fethedemez onu." (syf.112)

"Gömülü aşkların yaşadıkları mezarsın sen." (syf.171)

"Atlantis gibi battığımı hissediyorum. Derine, iyice derine, korkunç ahtapotların yanına." (syf.178)

"Yvonne birden acıklı bir tavırla Konsolos'a dönerek, "Bana karşı hiçbir duygu, hiçbir sevgi kalmadı mı içinde" diye sordu ve Konsolos düşündü: "Evet, seni seviyorum, dünyanın sevgisi var içimde senin için, yalnız bu sevgi benden çok uzakta ve çok tuhaf; ve çok uzaktan bir vızıltı ya da ağlama sesi gibi; üzünçlü, yitik bir ses duyabiliyorum onu sanki ancak, ama öyle uzakta ki yaklaşıyor mu uzaklaşıyor mu bilemiyorum." (syf.233-234)

"Güçtü bağışlamak, bağışlamak güçtü, güç güç. daha da güç, en gücü, senden nefret ediyorum dememekti." (syf.235)

"Evim yok, gölgem var yalnızca. Ama ne zaman bir gölge gerekirse sana, gölgem senindir." (syf.272)

"Sessizlik kahkaha kadar bulaşıcı bir şey, diye düşündü Yvonne: bir insan kitlesinin huzursuz sessizliği, bir başkasının asık suratlı sessizliğini doğuruyor, bu da bir üçüncüsünün daha genel, anlamsız sessizliğine neden oluyor, her yere yayılıyor böylece. Dünyada hiçbir şey bu kadar anî, tuhaf sessizlikler kadar güçlü değildir." (syf.318)

"İçinde bir ceset taşıyan küçük bir ruhtan başka nedir ki insan" (syf.338)

"Nerde sevgi? Gerçekten acı çektir bana. İhanet ederek yitirdiğim saflığımı, gizemlerin anlamını geri ver bana. -Gerçekten yalnız kalayım ki namusumla dua edebileyim. Yeniden mutlu olalım bir yerlerde, yeter ki yalnız ikimiz olalım, yeter ki bu korkunç dünyanın dışında olalım. Yok et dünyayı!" (syf.339-340)

"Acılar içindeyim, çünkü dudakların yalnız yalan söylüyor ve öpücüklerinde ölüm var." (syf.359)

"Kendi önemsiz ve küçük özgürlük mücadelemle ilgiliyim ben." (syf.368)

"Ucuz ve kusurlu anlarla dolu günler birbirini izliyor." (syf.405)

"Yaşamının içimi doldurmasını, içimde kımıldamasını istiyorum." (syf.405)

"ah, ne kadar benzer sevişmenin inlemeleri ölümün inlemelerine." (syf.409)

"Mutsuzluğum içimde kilitli." (syf.427)



Hiç yorum yok: