"Hafızamı tanıdık bir sıcaklığa götür. Ürkek bir kuş gibi titrediğim geceye. Bilgeliğin katında tüy gibi hafiflediğimiz zamanlara."
fy
"Hafızamı tanıdık bir sıcaklığa götür. Ürkek bir kuş gibi titrediğim geceye. Bilgeliğin katında tüy gibi hafiflediğimiz zamanlara."
fy
Fenerbahçe ve Galatasaray Türkiye'deki futbol endüstrisinin iki önemli spor kulübüdür ve her yıl futbolcu transferine yüksek miktarlarda bütçe ayırır, bu yüzden de sezona her daim şampiyonluk hedefiyle favori olarak başlarlar.
Sözü uzatmayayım. Bu kadar peşrev yeter diyelim ve dün akşam 1-1 biten maça gelelim.
Galatasaray'ın sezon başında ortaya koyduğu göze hoş gelen, izleyenlere keyif veren zengin futbolu BJK, Trabzon beraberlikleri, Kocaeli yenilgisi ile yoksullaşmış, bu yoksulluk Union SG ile oynanan Şampiyonlar Ligi maçında daha da belirginleşerek GS futbol endüstrisi oyun/skor yoksulluğu diyebileceğimiz bir krize girmişti.
Anımsayalım. Galatasaray geçen yıl da mağlup olduğu Beşiktaş maçı sonrası bir kriz hali yaşamış ve Cimbomlar bu krizden kupa maçında Fenerbahçe'yi iyi, etkili ve hatta ezici bir oyunla mağlup ederek çıkmıştı.
Maçtan önce bu sene de bir dejavu yaşanır mı diyordum. Galatasaray Kadıköy deplasmanında Fenerbahçe'yi yenerek girdiği skor yoksulluğu krizinden çıkabilir mi?
Evet, tahminim belki oyun olarak değil ancak skor olarak tutmak üzereydi ve beklediğim dejavu son anlarda gelen Fener golüyle gerçekleşmedi.
Niçin gerçekleşmedi? Çünkü maçın hakemi Yasin Kol Fenerbahçe aleyhine vermediği fauller, sarı ve kırmızı kartlarla, GS aleyhine verdiği fauller ve kartlarla maçın sonucuna doğrudan etkide bulundu da ondan.
Yasin Kol kimdir? Nasıl futbol hakemi olmuştur? Hakemliği bu kadar tartışılan, FİFA kokartı dahi bulunmayan bir isim dünyanın en zorlu üç derbisi arasında sayılan FB-GS maçına kamuoyunca bilinmeyen hangi üstün yetenekleri referans alınarak atanmıştır bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var, futbolun bizim ülkemize göre daha üst düzeyde oynandığı liglerde Yasin Kol gibi hakemlere böyle bir maç performansından sonra bir daha sittin sene futbol maçı yönettirmezler.
Levent Tüzemen, Yasin Kol'un psikoteknik sınavını geçemediği için "hakemlik yapamaz" raporu bulunduğunu iddia etmişti. Bu iddia doğruysa dün gece oynanan derbi hakkında daha fazla konuşmanın bence hiçbir anlamı yok.
Fenere gelince... Fenerin başkanı Sadettin bey uzaktan akrabamdır. Kendisi ile ikamet ettiğim Kırıkkale'ye geldiği zamanlarda ayaküstü futboldan, akrabalık bağlarından sohbet etmişliğimiz de vardır lakin bu akrabalık bağı Fenerbahçe Futbol Kulübünün her dönemde, her ortamda bu kadar aleni, açık ve bu denli net bir şekilde kayırılıp kollandığını, Fenerbahçe'nin Türkiye Futbol Mahallesinin şımarık çocuğu olduğunu söylemeye de engel değildir.
Çocukluğumda mahalledeki boş arsada akranlarımızla futbol maçı yapacağımız zaman elinde topuyla oraya gelen mahallenin zengin, şımartılmış çocuğu takımı keyfine göre seçer, istediğini oynatır, istemediğini takıma almaz, futbol topuna sahip olmanın gücüyle mahallede şımarıklığın borusunu öttürmek isterdi.
Komşumuz Tacettin amca vardı. Nur içinde yatsın. Bir gün bahçesine düşen o topu ortasından yarıp sokağa attı. Gidin kendinize top oynayacak başka yer bulun dedi. Ortada ne futbol topu kalmıştı, ne de şımarıklığın borusu.
Türk futbol camiasına sesleniyorum! Yok mu Tacettin amca gibi bir babağiyit!
Yok mu ey?
fy
Görev odaklı çalışmaktan mıdır nedir birkaç yıldır kendimi Bekçi Murtaza karakteri gibi hissediyorum. Çalışkan olmaktan bıktım yaw ben çok koyu, çok demli bir tembellik istiyorum; hemi de ultra, mega, limitsiz bir tembel teneke olmak istiyorum ben.
Alacaatlı civarında 1+1 ev bakıyorum bu aralar. Alacaatlı, Ümitköy, Beysukent, Çayyolu, Yaşamkentte fiyatlar onyüzbinmilyon baloncuk yutmuş gibi uçuyor. Emlak sitelerine baktıkça, emlakçılarla, müteahhitlerle falan konuştukça "bat dünya bat" demekten kendimi alamıyorum.
Bu süreçte bahsettiğim bölgelerde 1+1 dairelerin çoğunun ofis/ticari tapulu olduğunu öğrendim. Tapuda mesken yazmaması alıcılar için dezavantaj çünkü ticari tapulu binalarda alıcıların konut kredisi kullanmasına bankalar izin vermiyor. Bu tür konutlar için verilen ticari kredilerin faizi de çok yüksek. Diyelim ki krediye ihtiyacınız yok ve diyelim ki yatırım için nakit para ile ofis tapulu bir yer aldınız ve bir süre sonra nakite ihtiyacınız oldu veya sitede sürdürülen yaşamı, gürültüyü, karmaşayı beğenmediniz veya sitenin adı birtakım sebeplerle kötüye çıktı (örnek: Relax Plus/RelaxYaşam Residence) ofis tapulu mülkünüzü satmak istediniz. Satarken tıpkı sizin gibi cebinde nakit parası olan müşteri bulmanız gerekiyor ki mülk tez zamanda satılabilsin. Bu işler meşakkatli işler anlayacağınız. İyice araştırmadan ev/arsa satın almayın, sakın ha emlakçı tuzaklarına da düşmeyin.
Bağlıca tarafında bir yere baktım geçen hafta 2+1 daire, fiyat fena değil diyerek görüştüğüm emlakçıda dairelerin iskanının alınamadığı için uygun fiyatla satışa konulduğunu öğrendim. Gözü doymaz müteahhit arsaya bir blok fazla bina yapmış, belediye bu sebeple iskan vermemiş. Emlakçının vicdanlısına da ilk defa rast geldim. Böyle insanlara denk geldikçe geleceğe dair kırılan bütün umutlarım tekrar alevleniyor. Ne diyeyim. Allah herkesi iyilerle karşılaştırsın. Beğendiğim daireyi değerinden üç kuruş fazlaya satmak için ayak üstü kırk takla atan emlakçı tayfasından sonra bu dürüst vatandaş emlak alımı/yatırımı konusunda ufkumu açtı. Kendisine minnettarım. Bunu yüzüne de söyledim.
Bu arada çok katlı yapıları incelerken bol bol göğe baktım. Her residence birbirinden farklı birer göğe bakma durağı gibi.
Sahi ne olacak benim bu gökyüzüne, semaya bakma sevdam?
Babamla ilgili çocukluk yıllarımdan anımsadığım en net hatıra onu bir köy düğününde halayın başında gördüğüm andı. Elinde beyaz mendili, başında dolaması, sırtında sim işlemeli kollu yeleği, siyah şalvarı, ayağına giydiği körüklü çizmesi ile davul zurna eşliğinde halayın başına durmuş, muhtemelen abdallardan dinleyip ezberlediği "su gelir millendirir/çayırı çillendirir/senin şu bakışların/ahrazı dillendirir" türküsünü çığırıyordu.
Yıllar geçtikçe halayda kıvraklığın, estetik duruşun önemini, ağırlama havasıyla başlayan halay esnasında bütün gözlerin halay başının üzerinde olduğunu, halay ritüelini hakkını vererek tamamlamanın bir onuru ve anlamı bulunduğunu babamdan öğrendim. Köy düğünlerinde fırsat buldukça halayın sonuna dura dura, halayda durduğum sıraları birer ikişer atlaya atlaya babamın yanında defalarca halaya durdum fakat babama olan saygımdan onun davetli olduğu hiçbir düğünde "maşallah, halayda babanı geçtin" övgülerine aldanıp o koca yörüğün önünde halayın başına hiçbir demde geçmedim. Çünkü halay bir kuttur. Töredir. Baba atadır. Törenin başıdır. Törede bir baş varken hanede ikinci bir baş, ikincil bir dirlik olunmaz.
"Kuş ölür sen uçuşu hatırla" diyen Furuğ aslında bu dünyada nasıl ölünmesi gerektiğini değil nasıl yaşanması gerektiğini imliyordu ve uzun, kült bir yaşamın sonunda her insan gibi babam da uçmağa varmıştı. Onun tanrı katına vardığı haberini aldığım gün Ege'de, çok sevdiğim bir sahil beldesinde, Halk Eğitim Merkezinde öğrencilerime halay dersi veriyordum.
Annem, torunlarının "güzel ebem" dedikleri annem, telefonun diğer ucundan "baban uçmağa vardı oğlum" diyerek beni doğup büyüdüğüm topraklara, dirliğimizin başı olmaya çağırdığında hiç düşünmeden yarıda kalan halayın başına geçtiğimi ve "su gelir millendirir" türküsünü babamın aziz hatırasına hürmeten gözlerimden yaşlar akıtarak çığırdığımı hatırlıyorum.
Hey yoluna yordamına gurban olduğum koca yörük!
Davullar zurnalar yoldaşın, cennet-i âlâ yurdun olsun.
fy
Dokunduğum kağıtların üstüne parmaklarımla geniş ve büyük bir sonsuzluk işareti çizdim. Masada, plastik şişede duran kiraz kolonyasının kapağını açıp avuçlarıma döktüm. Şakaklarımı ovdum. Kiraz ıtırını içime çektim. Masanın üstüne dökülen kolonya damlacıklarını çekmeceden aldığım peçeteyle sildim. Renkli kalemlik kutusunu, makası, tel zımba makinesini, pirinçten yapılmış isimlik levhasını düzelttim. Telefon rehberini, kanun kitapçıklarını üst üste koydum. Bilgisayarın kenarında duran kaktüsü pc kasası ile aynı hizaya getirdim. Bir başkası o halimi görse benim simetri hastası olduğumu düşünebilirdi. Takıntılı mıydım? Batıl inançlarım yoktu fakat lale bahçesinde yaşamak düşüne ki bu bir takıntıysa eğer itiraf ediyorum ben bu düşe çölün ortasında gezinen Kays gibi tutkundum ve o esnada Hera, takıntılarımı sorsa onunla uzun uzun bahçe tutkumu da simetri hastalığı üzerine de konuşabileceğimi düşündüm. Hiçbir şey sormadı. Sessizlik yemini etmiş rahibe gibi sustu. Ben de sustum.
Susmak gerçekte sihirli bir şivedir. Böyle anlarda en iyi seçenek sessizliğe sessizlikle yanıt vermektir ki sessizliğin parasetomola benzeyen etkisi vardır, Ağrılı zaman dilimlerini uyuşturup, iyileştirir.
Kimbilir sessizlik göğe salınan uçurtmadır belki de.
İçimden elliye kadar saydım.
"Masa da masaymış ha" isimli şiiri bilir misin? diyerek sessizliğin ipini kopardım.
fy