Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat
Hana Matsuri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hana Matsuri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2014 Pazartesi

Dirimin Yüklemi


sürüldüğüm çölün rengini kabullendim

susmanın koyu gölgelik
zamanın telörgü sendromuna yakalanmış
içedönük,
boş bir korkuluk olduğunu
akrebin iğnesinden öğrendim

neden dedim bu yanılsama kimden
birlikte saf tuttuğumuz kum denizinde
rüzgârın bu yakıcı tepkimesi
hangi zehrin içgüdüsü ve acelesi nereden

çok şükür ki
akrebin ölüm dansını da biliyordum
damarlarıma giren acıyı
at kanıyla beslemenin sırrını da

serinlik diyorlar buna, bağışıklık
inanç, güven, sadakat

oysa içimde dolaşan serum
yeni kırılmış karanfil ıtırıydı
bildim
hayatın yangısı da gövdemi saran iklimden değil
dirimin canefza yüklü zarından gelmişti
öğrendim

ister kopar, ister savur: aldırmam

çok şükür
sürüldüğüm çölün zehrine de alıştım

Fatih Yavuz Çiçek

8 Mart 2014 Cumartesi

Hera


nereye baksam, Pera'da senden kalan merdiven boşluğu
yüzün; hiç durmadan bir deniz kızı mineliyor, yüzümdeki balkıra

6 Mart 2014 Perşembe

Güzelbeyaz


ben kalbi kırıklar taburunda öğrendim güzelbeyaz kalmayı
hüzün ki ömrümün en kalabalık içtiması
serin sulara çağırırdı mızıkacılar
her sabah içimdeki ceylanların şahını

sabırlıydım
istesem çıkarıp ovardım göğsümdeki lambayı
istesem dünyayı sabitlerdim
soyutlardım tersine akan nehirlerde geçen bütün zamanı

eyyüp olmayı seçenler bilir
avcıda rikkat yoktur, avcıda merhamet yok
zira
kalbin taş kesildiği ânda zordur insanca gülümsemek
ve bir ceylan için çok zordur
yusufun saflarına yarasız geçmek

ki yara sessiz bir aynadır
duru, saydam  
ölümsüz tek gerçek

ben oklandığım kalbi kırıklar taburunda öğrendim bu gerçeği
uzun zaman oldu bilirim
ceylanlar nasıl vurulur, nasıl dirilir
acımasız bir infazı akrebin şehvetli ıslığından tanırım

âh! eyyüp olmayı seçenler bilir, bilmek ölmek demektir
bildikçe sökülür ruhum güzelbeyaz nakışlarından 

Fatih Yavuz Çiçek

Algoloji


görüyorsun;
düşlerini giyinmek,
yarasını örtmüyor hiçbir nisâ’nın

çünkü yara;
aşk indinde kopmuş küçük bir kıyamettir
iyileşmek
kapanmak için yürekte fesleğenler büyüten

hani gün görmüş geçirmiş, yaşlı bir telkâri ustası vardı
bilmem hatırladın mı?
aynalı han’da, gümüşçülerin birinde rastlamıştık
“yürekte lale devri bitince
hayat  ince bir telin üstünde yürümeye benzer
siz; siz olun, fesleğenden şaşmayın” deyince
sen kuş taklidi yapmıştın, gülmüştük
doğallığını seviyordum, aura’na hayrandım  
unuttun mu?

kadınlar melek midir, Lilith mi? tartışılabilir
fakat basit bir taklit, içten bir gülüş
görüyorsun, şipşak çekilmiş fotoğraf gibi
tâ o gün ele vermişti, içindeki meleğin sırrını

bana gelince: farzet kuşların soyundanım
ama sen
bir kuşu göğsünden öptün mü ki bileceksin,
orada kanayan melek izini

Fatih Yavuz Çiçek

Irayan


bilirim, önümüzü kesen duvardaki leke
onulmaz bıçkı yarasıdır
balığın göğsündeki zaman ırayan gökyüzü

tamam, iki ayrı koridorda yıpranmıştı hayat
eskil masallarda kalmıştı pamuk helva tadında aşklar
sırtı kavî bir uçurumdan geçiyorduk
sol bağrımızda şerha kalbimiz
sağda köksüz dikenler bilirim

bana bilmediklerimi söyle
gizli kıyılara götür rüzgâra yelken biçmeye
el değmedik ormanlardan geçir sesimi
gül kokulu deltaya uzat bir solukta

anlat ki
gövdemize yeniden can bulalım
kumrusu vurulmamış bir şehrin göğünde

Fatih Yavuz Çiçek

2 Mart 2014 Pazar

Prozodi


bağışla!
bazen yedirenk bir kalbin içinde yaşadığımı unutuyorum
ve hatta her sabah
kuzey yarımkürede buzdan yapılmış bir aynaya
gözlerimi açtığımı biliyor olsan da,
yeni galaksiler, hele güneş hiç mümkün değil
bu yüzden
ezelden ahire kâğıttan gemiler gibi savruluyorum

bağışla ve yaklaşma, çünkü eksiğim çok
ve çünkü
ne zaman yaşamaktan zevk almaya başlasam
omuzlarımda dünyanın beni ihtiyarlatan hüznü
yer’yüzünde prozodi hatası gibi durmaktan 
kıvranıyorum

bağışla ve ellerimi bırak
ben rüzgârın yörüngesinde aciz bir kul tanesi
çoğu zaman
yedirenk bir kalbin içinde yaşadığımı unutuyorum

“sevgili, ey biricik sevgili”*
ellerimi bırak
dağların sisli tacına, bağışla kusurlarımı

Fatih Yavuz Çiçek

İpucu


bana gelince: farzet kuşların soyundanım
ama sen
bir kuşu göğsünden öptün mü ki bileceksin,
orada kanayan melek izini