İhsan Baran Geldi dokuz yaşında bir çocuktu. İstanbul'da Eyüpsultan İslambey Mahallesinde yaşıyordu. Dün oyun oynadığı inşaat alanında düştüğü çukurdan uzun uğraşlardan sonra yaralı kurtarıldı ama talihsiz çocuk kaldırıldığı hastanede yapılan bütün müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.
Bir zamanlar şöyle bir söz duymuştum. "Türkiye'de insanlar tesadüfen yaşar, Avrupa'da insanlar tesadüfen ölür."
Üzülmemek, kahrolmamak, gözlerin buğulanmasını, sesin çatallanmasını engelleyebilmek elde değil. Bugün Baran, yarın kimbilir hangi çocuk ya da geçmiş zamanlardan birinde şurada "zamanın suç ortağı" başlığını verdiğim, böylesi bir kayıptan esinlenip kurgulayarak yazmaya çalıştığım ayakkabı boyacısı küçük Murat. https://mabelard.blogspot.com/2016/10/zamann-suc-ortag.html
Klişeleri sevmem ancak Baran'ın vefat haberine üzülmekten aklıma ilk geleni yazmaktan başka çarem yok. Günlük köşe yazılarını "Ne zaman adam oluruz" sorusuyla bitirirdi gazeteci Fatih Altaylı.
Çok yazmaya da, konuşmaya da mecalim yok. Ben de Altaylı'nın yazdığı gibi bitireyim.
Kırık bir camla yontmuş seni gökyüzü Tuzdan bir bıçakla deniz Yaşardın saydam yurdunda sesinin Adımların, aynaların, uykunun Tanımadan üstünde Yabancı bir sesin açtığı yıldızları Bekleyişin geceye çarpan kapısını Yırtık pulunu ayrılığın. Yaşardın boyalar, şarkılar içinde Rengini yalnız senin bulduğun Sözlerini, ezgisini yalnız senin Söyleyip, hemen unuttuğun. Tül perdeler, kilitler, ilaç kokuları Doldurulmuş hayvanlar arasında Ağaran saçlarınla kararırken gümüşler * Sen bir düşten yonttun beni Bir oğulcuk gibi karında Devinimden başka bir şey olmayan. Rengimi verdin bana, yüzümü İnsan sesine çıkardın Yeni adlarla çağırdın her gün Konuştun durmadan, olmayan benle Yatağına aldın seviştin. * Başka bir seste buldun beni Başka bir yüzde, bilmeden Bense tanıyordum seni En az yüzyıllardır biliyordum ellerini Kırık bir camla yontan gözlerini. Başlıyordu dilsiz yaşam işine Şiir tuz gibi büyürken karnımda Yeniden yontmak için seni Erdal Alova ALOVA Toplu Şiirler (2008-1973) Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Sayfa 125, 126
aslında mevsim diye bir şey yoktur!
hayata bakmak için pencerelerden
geçiyoruz, bir oda güneyi görüyorsa
mutluluk! her şeyi bir baş ağrısı gibi
anlıyoruz, okşanırsa patlar yalnızlık
aslında sözcüklerin dili yoktur, hep
yanılırız, sokağın çıkmaz olduğuna
bütün büyük hüznümüz, falanca şarkı
dokunur bize, falanca yer
derin bir anlam yüklüdür
kendimizi acıtacak bir kıyı içindir
aranıp durduğumuz
ömrü üşür ya da ısınır insanın
bilirısin istenen budur
bunu konuşmak bütün derdimiz
yağan kar, yağmayan yağınur...
kuyuya taş atılır onu duymak için
atılan da duyulan da sessizliktir
III. İlk kar Toroslar'a yağdı diyor bir ses Yağmış gibi anafor gözlerine Oturdum sonra gözlerini düşündüm gözlerini buldum orda Bir deniz gibi uzandım içlerine Çakıllardan en harlı ateşler yaktım bıraktım Kaldım öylece uzun çayırında saçlarının Dedim ki hatırla hatırlamaktır zaman Bütün dillerde. Yüzün de odur Yüzün ki bir ormanın sayısız en sık yerinde Bir akşamın akşam olduğudur bende Hem bak tarih de kabarmış bir anıdır Zaman da. Bir çarşı gülü ağzında Geçtik denizi öylece indik sonra geceye Geçmiş gibi bir göğü bir baştan bir başa. (...) Ağzımdam diyordum daha çok ağzımdan öp beni İnsan yaşarken bilmez yaşadığını. İlhan Berk Toplu Şiirler, syf.765