Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

22 Haziran 2014 Pazar

Tecrübe


"En tatlı kadın bile acıdır."

Nietzsche/Böyle Buyurdu Zerdüşt, syf.62

Ol'urum


gülüşüyoruz karşılıklı
incecik birer çizgi oluyor gözlerimiz
orada yuvalanıyor mermer kuşlardan artan sözcükler

yalnızlığımızın ayak ucunda duruyor tarih
geleceğin ellerinden içiyor zehrini
rodin’in avuçlarından çıkma bir monica belluci

ortaçağ şehirlerini alıyorum yanıma
üstümü bir fahişenin el'iyle örtmüş ismimi
meydanları, köprüleri, cadı kazanlarını
öpülmekten yorgun düşmüş boynumu alıyorum
bir de limoni selvi, fıstık ağaçları
atlıyorsunuz arkamdan
önce ol'uyorum sonra taylar

evet diyorum size
sesim siyah bir taştan çıkıyor bembeyaz
büyümüş çocukların korkusu olarak geliyorum
evet, süt doluyor günahlar
bir daha anlatıyorsunuz gözlerim sizin oluyor

biz kirlenmek nedir iyi biliyoruz
iyi biliyoruz suskunluklardan
kara dutları nasıl doğuruyor kavruk ağaçlar

Betül Yazıcı

Zakkum- Ben ne yangınlar gördüm


Beklenti


"Beklentisi yüksek kadınların yalnızlığı daha koyu olur. Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah olmuyor; geçip gittiğiyle kalıyor zaman, aşk, her şey."

Murathan Mungan/Yüksek Topuklar, syf. 424

Yaşamak


"Sımsıkı bir beyazın içindeyim."Yaşamak, syf.164

"Ey hayat dedim şimdi tadından yarılmış bir bal kavunu gibi önümdesin." Yaşamak, syf.180

"Cahit Zarifoğlu'nun günlüklerinden oluşan "Yaşamak"ta okuduğum : "İstanbul 1965" (syf.76) ve "Ankara 1977" (syf.177) başlıklı metinler, Zarifoğlu'nun içsel yalnızlığının kelimelerle çizilmiş zarif bir minyatürü gibi."

Fatih Yavuz Çiçek

Şairin Kurtuluş Örgütü


“Şiirle ancak kendini kurtarırsın bence, dünyayı kurtarmak isterdim ama ben bir çeşit  “Didem’in kurtuluş örgütünü” kuruyorum şiir yazarken.”

Didem Madak/Heves Dergisi, 2010 Ağustos, Sayı: 26

20 Haziran 2014 Cuma

Yüksek Topuklar



"Çocukluğum benim karanlığımdı. Bilinmez korkularımdı. Büyüyünce hallederim, diyerek hayatımın rafına kaldırdığım ve bir daha indirmeyi göze alamadığım saklı yükümdü. Oysa, çocukluğumun gözlerinin, nice anıyı benden bile sakladığını yıllar sonra anladım. Hiç hatırlamadan hiç unutmamışım meğer. Utanmanın unutmak sanıldığı yıllarda insan kendi hatıralarıyla saklambaç oynayabiliyor.


Belleğin ne zaman başladığını kim bilebilir ki?
Hem büyümek dediğimiz şey, ne kadar bilinebilir?

Murathan Mungan/Yüksek Topuklar, syf.376

İstila


"İşte bu, dünyaya açılan kapımız: kalbimiz
Eşikte bir işgalin ayak sesleri duyuluyor
Yalnızlıklar Cumhuriyeti'dir kalbimiz, kalbimize sefalar...
Yalnızlık ah, her akşam bir şehre bombalar yağdırıyor."

Eyyup Akyüz

Bela Bedenler


Judith Butler'in "Bela Bedenler"i, toplumda tabu gibi görünen "querr", "lezbiyen fallus" kavramlarını, cinsiyet kuramı ve cinsel kimliklerin performatifliğini konu ediniyor.

1956 doğumlu yazarın biyografisinde şöyle denilmiş: "İktidar, toplumsal cinsiyet, cinsiyet ve kimlik konularında  son dönemin en önemli kuramcılarından biri olarak kabul edilmektedir. Eserleri bugün alanında klasik sayılan yazar, feminizmin özellikle kadınları ortak ilgi ve karaktere sahip bir grup olarak kabul etmekle büyük bir yanlış yaptığını söyleyerek yepyeni bir ufuk açmıştır. Bu varsayımın farkında olmadan toplumsal cinsiyet rollerinin oluşturulması  ve düzenlenmesi için bir alan yarattığını söyleyen Butler, böyle bir feminizmin sadece olasılıkları kısıtlamaya hizmet ettiğini savunur. Ona göre toplumsal cinsiyetin koşullara  ve zamana göre farklılıklar gösteren bir akışkanlık olarak kabul edilmesi gerekir."

Kitabın omurgasını, Platon'un Timerus'u, Freud'un "Narsizm Üzerine"si, Lacan teorileri, Amerikalı yazar Willa Cather'in hikâyelerinin detayları, Nella Gersen'in Passing (Geçinme) isimli romanı, Yönetmen Jennie Livingston'ın 1990'da çektiği "Paris Yanıyor" filmi oluşturmuş. Judith Butler'in birinci bölümde yer verdiği ve "Paris Yanıyor" isimli filmi irdeleyen "Toplumsal Cinsiyet Yanıyor: Sahiplenme ve Yıkma Sorunları" başlıklı denemesi ilgiyle okunacak nitelikte.

Cinsiyetin heteroseksüel ikili sistem içerisinde tartışılmayan statüsünün tartışılmasını, cinsiyetin sembolik anlaşılırlığının limitlerinin nerde ve nasıl kurulduğunu sorgulayan yazar, kitabın birinci bölümünün odağına iktidar ilişkilerinin "cinsiyet"in ve ve onun maddeselliğinin oluşumunda nasıl işlediğini yerleştirmiş.

İkinci bölümde paternel semboliğin, toplumsal cinsiyetin ve cinselliğin yıkıcı bir biçimde bölgeselleşmesine nasıl müsade ettiğini Willa Cather eserlerini çözümleyerek anlatıyor.

Kitabın sonunda "querr"liğin nasıl anlaşılması gerektiğini açıklamamaya çalışan Judith Butler alanında kaynak olabilecek bir kitaba imza atmış diyebiliriz.

Pinhan yayıncılığın felsefe dizininden çıkan kitabı Cüneyt Çakırlar ve Zeynep Talay birlikte Türkçe'ye çevirmişler.

"Querr" terimi nasıl, hangi sebeplerle kullanılmaya başlamıştır ve bu terimden ne anlamalıyız? Merak edenlere Judith Butler şöyle yanıt veriyor:

"Querr" terimi baskı ve muhalefetin, tutarlılık ve değişkenliğin statüsünü performatiflik dahilinde sorgulayan bir çağırma olarak ortaya çıkar. "Querr" terimi, amacı isimlendirdiği özneyi utandırmak ya da utandırıcı çağırma üzerinden bir özne üretmek olan dilsel bir pratik olarak işlemiştir. "Querr", gücünü tam olarak suçlama, patolojikleştirme ve hakaret ile ilintili bir hale gelmesini sağlayan yinelenmiş atıf üzerinden türetir." (syf.318)

fy