Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

8 Ekim 2014 Çarşamba

Beni Asla Bırakma


Kazuo Ishiguro'nun romanlarını duymuştum fakat bu güne değin okuma fırsatım olmamıştı. Benim gibi taşrada yaşayanların en önemli sorunlarından biridir; okumak istediği, yeni yayımlanmış bir kitabı raflarda bulamamak. (İnternet üzerinden alımlar yapılıyor elbette. Ancak sürekli kitap okuyanlar için internet üzerinden kitap edinmenin maliyeti bir noktadan sonra yükseliyor. Yüksek maliyetlerle internetten kitap almak yerine sahaflardan bulduğum kitaplarla yetiniyorum ben de.)

Kazuo Ishiguro kitapları demiştim. Ishiguro'nun 2005 yılında yayımladığı "Beni Asla Bırakma" isimli kitabını sürekli uğradığım sahafta buldum geçen hafta. Ve hiç düşünmeden aldım. İlk satırdan itibaren de elimden bırakamadım. Bölümler hâlinde ilerleyen kitap, bitirilen her bölümün ardından gelen diğer bölümleri merak ettiren bir üslupla yazılmış. Ki yazmanın, iyi yazmanın, başarılı yazarların özelliğidir bu. Yazdıklarınızı sonuna kadar okutturabilmenin yolu okurun merak duygusunu diri tutmaktan geçiyor çünkü.

İshiguro; romana, kitabın kahramanlarından Kathy'nin ağzından anlatılmaya başlanan ve ancak gelecekte görülebilecek bir yaşamın aktarılmasıyla başlıyor. Gelecek diyorum ama kitap bildiğimiz o klasik bilim kurgu tarzında değil. İç monologlar duygu yüklü. Anlatım dili sayfalar ilerledikçe okuru bir girdap gibi kendine çekiyor.

Beni Asla Bırakma; Kathy, Ruth ve Tommy isimli üç arkadaşın küçük yaşlarından itibaren yaşadıkları, eğitildikleri yatılı okul Hailsham günlerine götürüyor okurları. Kendilerini bekleyen acı sondan habersiz çocukların zaman geçip yaşları ilerledikçe, yeryüzünde niçin bulunduklarını anlamaları ve kendilerini bekleyen kaçınılmaz kötü sonu kabüllenişlerine odaklanıyor kitap. Ve yakın tarihte klonlama yöntemiyle koyun kopyalayan insanın; kendi soyunu, kendi yaşamını daha sağlıklı devam ettirebilmesi için gelecekte neler neler yapabileceğine de.

Kitap bittiğinde ister istemez sormak gereğini hissediyorsunuz.

İnsanı bu kadar acımasız yapan nedir? Ölüm korkusu mu? Yoksa yaşamın doğal ritmine meydan okuma isteği midir? 

Nedir?

fy