Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

24 Temmuz 2021 Cumartesi

Adrese Teslim Şarkılar


"Büküldü gökyüzü, ayna oldu zaman/Ben o gün ilk defa şeffaf bir şey gördüm."

 

9 Mayıs 2021 Pazar

hatırlamayı unutmak


ali şiir yazıyor mu sevgilim
ali de ayşe gibi
salondaki peteği kapatıp
kendi çapında şiir karalıyor mu

ilaç alıp bunu düşünüyorum
her şey ben tam uyumak üzereyken olmuş gibi
net hatırlamıyorum ama kesin biliyorum
seni sevmek bir suya götürdü beni
bir suya gittim
dönemiyorum

insan bazen dönemiyor sevgilim
her sabah dilinin altına bir sözcük daha bırakıp dönemiyor
ben bir ilk
tam uyumak üzereyken nerelerden
ben bir ilk
uyanır uyanmaz nerelerden

dönemedim

bir dağın belindeki ağaçları hınçla sallamak diye bir ilaç
ambulanstan yol istemek adlı bir atak
ve bir ay kadar koşmak bana iyi geldi

bana iyi geldi ne demek
sabahları bana içimdeki deşik
etimdeki işaret
sabahları bana son anda ölmemiş olmanın öfkesi
sabahları bana sert sessiz harfler

sabahları içimin en güzel yeri

senden bana dökülen incilerim sevgilim

dökülüyor
kaşıma sabahları içimi

dünyada çok önemli şeyler oldu
ama ben de sizin eve baktım
bir tayın bir taya baktığı
bir tayın bir taya uzun uzun baktığı
bir tayın bir tayı bıraktığı gibi
dünyada çok önemli şeyler oldu

atlar yalnız kalmamak için bu kadar koşarlar diyen o at
yalnızlar koşarken de yalnızdır diyen o at
yalnızlar öperken de yalnız
ben sana sımsıkı sarılırken de
o at buramdaydı

bu ses nereden geliyor dediğim o gün
göğsümdeki at kardeşlerim
göğsümdeki at yere uzandı

dünyada çok önemli şeyler oldu
hem ölmedim yüzükoyun
hem alnımda yeryüzü

ölürüm dediğim yerde ev yaptım

hatırlamayı unutma sevgilim
kırılmasın diye yükseklere bıraktığın o şeyleri
hatırlamayı unutma

dağların belindeki ağaçlardan çıkardığım hışırtıyı
bu ses nereden geliyor dediğin zamanı
o sesin sadece sana gelmesindeki rüzgârı
unutma

bazı sesleri sadece atların duyduğunu
ve bu yüzden yalnız olduklarını atların
yalnızlıktan koştuklarını

görmek ve duymakla düştüğün ovayı
yediğin kırbacı
edindiğin vebayı unutma
insan bazen unutup ölemiyor

dünyanın sonunu görüp
unutup
ölemiyor

nefis bir hevesle
başka neresine gider
başka nereme gidebilirim ki deyip
göğsümdeki kazı alanına gittiğim o gün
yerdeydi her şey
yerdeydi herkes
üzerini örtüp sen uyu dedim
sen uyu

ben bu yerde biraz daha bağdaş kurup

sen uyu

ben biraz artık hiç uyumayacağım

ancak yükseklerde unutabilirim diyerek çıktığım ağaçlar
yerleştiğim ilaçlar
indiğim ovalar
seni bir ormanda bulup
bütün yokuşlardan sonra
dümdüz bir yerde kaybetmiş olmak da marifet sevgilim

şimdi uyumak ve bir ovayla tamamlanmak dışında
bana ne iyi gelir
bana ne iyi gelir
uyumak ve bir ovayla tamamlanmak dışında

sevgilim
yatağın kırışmamış düzlüğü
yastığın olmayan çukuru
her şey neden bu kadar pırıl
her şey neden bu kadar aklımda
göğsündeki çöl
sırtımdaki vaha
reçinenin ağaca yapıştığı gibi
hiddetle yapışıyordun bana

senden sonra
dünyada çok önemli şeyler oldu
uçtum

birine bakmıştım deyip içine girdiğim yüzlerden
biri yokmuş içinizde diyerek çıktım
biri yokmuş her sabah
biri yokmuş her masa
biri yokmuş her çarşı

çalışmayan bir aleti kapatıp açmak gibi
beni de her gece kapatıp kapatıp
her sabah açan yeryüzü
sanki dünyaya gelmedim de
olmayan bir yerde
olmayan birine bakıp bakıp çıktım ben

düşersem kendim düşerim diye
hem güzel uçtum
hem muazzam düştüm

sağ
salim
sensiz ve ayaküstü

artık insan bana iyi gelmiyor
artık insan bize iyi gelmiyor diyerek
beraber havalandığımız göğü
tek başına ve hiçbir yere değmeden düşmek
düşmek nefisti sevgilim

yere ilk indiğimde
bir ağacı sallar gibi salladılar beni
yere ilk indiğimde
şimdi ben neyin yanındayım dedim
ne benim yanımda

boğazımdaki yumruyu
boğazımdaki yumruyu
göğüs kafesimi
eklem yerlerimi
seni ve bunu yerde anlatmamı benden bekleme

“düşen şeylerin gürültüsü”nü
konusu olmayan bir mutsuzluğu
anlatmamı benden bekleme

insanı çok aşağıya yapmışlar sevgilim

insanı çok aşağıya

içine çok yeryüzü
içine çok dünya

biliyorsun
yükseldiğimiz gökte
bu da olsa yer yarılır
bu da olsa dünya durur dediğimiz her şey oldu
dünya durmadı

biliyorsun
bir kere saçlarını çok
bir kere sımsıkı
bir kere tutam tutam
üç yıl arkaya doğru tarayıp
üç yıl bir muska gibi yanımda sakladım

biliyorsun
senin saçlarınla başlayıp
nasıl oluyorsa
benimle devam etmiş
insan sevmeyen
insan sevmeyen ama kırlara katkı sunan bir yüzün kapkaranlık bir ormanın vardı

ormanımız

düşsem ölürüm
düşsek ölürüz dediğimiz o ormanda
sana edilmiş bir yemin gibi
başında beklemediğim cümle
dalını budamadığım ağaç
eğilmediğim yüz kalmadı

sevgilim
bir şey var
artık kuramadığım kurmalı bir saat
başımda çın çın öten bir demir
dönemediğim bir yer
fırlatmak için bir odaya koyup
her gece salladığım bir cümle
durup dururken başına geldiğim
başıma gelen bir heves
bir serinlik
gittikçe kalbimi gagalayan bir kuş

sevdiği şeye dokunmadan etrafını döndüğüm
içimde sessizce büyüyen bir yer
düşmek değil
çakılmak isteği

beni artık çağırma sevgilim
kırınla
ovanla
etinle
saçınla
beni artık çağırma
başından beri içimde birbirine bakan
birbirine değmemiş iki tay var
ben bir yere batayım
bir yer bana batsın arzusu
ben bir yere çarpayım
bir yer bana çarpsın hevesi

beni delinme
beni parçalanma isteği
beni taylarını saldığı gün cam yiyen bir at
beni kardeşlerini çiğneyen genlerim
beni tam ortasında kaldığım dünya
beni Allah
günde beş defa
olmamışım diye geri çağırıyor

sen beni çağırma

yeryüzünde bazı konular yok
bazıları da hiç kapanmıyor diye
seni ateş ve suyla değil
toz ve demirle değil
künçle
hınçla
utançla icat ettim

başkasın sen
başkadır ağzın
başka bir ağaca benziyorsun
yüzünde başka bir orman var diye diye
seni ben
hem ormanına girip
hem hiçbir dalına değmeyerek
dokunmayarak hiçbir ağacına
içimi taşlara
sırtımı duvarlara süre süre

seni ben
gövdemse tir tir titreyen bir kuş
ters dönmüş bir kaplumbağa
seni ben
durup dururken değil
içinde sıkıldığım bir yeryüzü
içimde sıkılan bir yeryüzü var
diye diye icat ettim sevgilim

ben
hevesim kursağımda burada
buralarda

sen
mucidini öldüren her icat gibi
ne işe yaradığını bilmeyen bir alet gibi
orada oralarda

herkes durmuş birbirine bakıyor
herkes durmuş birbirine neden bakıyor
sürekli beni aşağıdan çağıran biri
bir hırıltı olarak iniyorum çarşılara
çarşılar renkli
çarşılar
dağılmışım
beni yanlış toplamışlar gibi

sevgilim
artık başım tam gövdemin üstünde değil
rüzgâr alan yerlerim
su geçiren yerlerim
karın boşluğumda tayını salan atın sesi
kulaklarımda göğe fırlatılmış
hep birbirine çarpan iki taşın sesi
ağacıma salıncak kuranların sesi

sorduğum herkes seni uzaktan tanıyor
gittiğim her yerden az önce çıkmışsın
kime baksam
kim bana baksa
içimde incinmiş bir atın o son cümlesi
ölmek değil
asılmak istiyordum
dünyaya tayımı saldığım günden beri

şimdi
kim bilir nerede değilim diyerek
günler yanımdan
günler önümden
günler içimden
etinle geçiyor sevgilim
etinle

seni göğsüme takıp çıktığım rüzgârlar ne güzel
ne güzel vurulduğum yerlerde yürüyebilmen
evine rüzgâr götürebilmen
aşağı bakabilmen ne güzel

ağzınla kuş tutman
kılı kırk yarman
derini yüzmeden
yeni bir deriye değdirebilmen ne güzel

içimde bir yer bir yere değiyor
kenarları kalkıyor aklımın
kime değsem
kim bana değse
o tören

düşerken biçim almış bir gövdeydim
beni ancak düşerken sevebilirlerdi

düşmek yapraklıdır sevgilim
önce dökülüyorum zannediyor insan
yana eğilmiş bir ağaç gibi
dizlerimin orada başlayan harp
omuzlarımda titremeye dönüştüğü zaman
vakti gelen bir yaprak
nasıl hem döküldüğünü zannedip
hem düşüyorsa ağaçtan
nasıl iniyorsa öyle yere
öyle görkemli
öyle yavaş
öyle un gibi
bakıp teni cam olan birinin boynuna
şahdamarına

seni tamamen unuttum
ama etinin içini görüyorum
saçlarının dibini
razı bir rüzgâr gibi
azar azar da olsa
senden artık uyurken dökülüyorum kendi etrafıma

kendi etrafıma sevgilim
dal dal
yaprak yaprak
günde birkaç defa
hafif sıyırıklarla

çünkü yapraklar sevgilim
düştükten çok sonra inanırlarmış
artık ağaçta olmadıklarına
çünkü yaprağın daldaki boşluğu
yine o yaprağın kendisi kadar

süzüle süzüle sevgilim
süzüle süzüle

döküldükten sonra da ağacını anlatan yapraklar gibi
şimdi günlerim hiç geçmiyor olabilir
ama geçmişim çok güzel gidiyor

geçmişim
bir yere gitmiş de gelecekmiş gibi

geçmişim
anlamadım ki
nereden geçmiş

düşmek yapraklıdır sevgilim
unutmak çiçekli

Seyyidhan Kömürcü, Kendinin Ağacı

6 Nisan 2021 Salı

Geceleyin Gökkuşağı


adım neydi unuttum. köşeden dönünce miydi dünya
sandığım yer? bir tekme savurdum köprünün bacağına,
devirdim üstüne çıktığım tabureyi, cehennemde en
güzelinden bir yer ayarladım kendime.

çok mu yanlış sevdim seni? en azından, elimin bir parçası
da mı girmedi rüyana? hiç mi aynı yerlerini çizmedik bir
kitabın? koparılmış bir sayfa gibi düştüm hayattan.
sırtından attı beni tersinden bindiğim atlar.

evim sanmıştım rüzgârın gövdene değerken çıkardığı sesi.
geceleyin gökkuşağı çıkaran bakışını, ellerinin kadifeden
kaldırdığı havı, çalgıların ağzında bıraktığı yaraları.
peşine takıldığım huzursuz bir bıçakla, yanardağ
desenleri çizmiştim dokunmadığın yerlerime.

yanımda işte! tentürdiyot kokulu sabah, iltihap kokulu
tütsü. kaçıncı türkü bu başlar başlamaz unuttuğum?
kanatları neden eriyor meleklerin suya yaklaştıkça? kim
sürtünüyor göçmekten yorulan hafızama? belki de
bundandır kucağımda büyüyen kaktüs. aklıma dadanan

şarampol, dişimi çatlatan meyve, ağzıma dökülen ateş
tozu bundandır.
şimdi her pencereden bir heyelan, her sahneden yıkık
kentler. neden olmasın? mesela zehirli sarmaşık, vahşi
orkide, yangın suyu.
ya da en nihayetinde “fucking in the rain‟.

çok mu yanlış sevdim seni? duymadın mı sana yazarken
kaynağına dökülen nehri? hiç mi aralanmadı dudakların
gövdemdeki çatlakları görünce?

bütün ağaçlarını kovan bir ormanım ben. deliğinden çıktı
yılan, sen kahır sütünü göğsüme dökünce.

Gökhan Arslan/Akatalpa, Şubat 2013, Sayı:158

4 Nisan 2021 Pazar

bir duayı tekrar eder gibi...


"kalbinde ayna taşıyan herkes bilir bunu
herkes ödünçtür yalnızlığına"

Altay Ömer Erdoğan

 

21 Mart 2021 Pazar

İstanbul bütün özlemlerin atasıdır...



Bugün grinin hüküm sürdüğü bir güne uyandım. Kıyafet alırken severim griyi, hatta kendime de çok yakıştırırım ama hafta sonlarına bir türlü yakıştıramıyorum başı dumanlı dağların ve sisin rengini. Böyle havalarda yaşlanma belirtisi midir nedir artık bunalıyor, daralıyorum. Baharın başlangıcında Nevruz Ateşi yakmayı düşlerken bendeki talihe bak. Hayaller Paris, gerçekler sokağa çıkma yasağı. Gözlerimi kapatıp biraz daha uyumayı denedim,  olmadı. Yatakta sağa sola döndüm, tembellik etmeyi seviyordum yaşım ilerledikçe onu da beceremiyorum galiba. 

Besmele çekip doğruldum. Muharrem Sönmez'in "Faili Meşum" başlıklı şiiri geldi aklıma. "Zamanın yüzündeki anlamını seviyorum" dizesiyle başlar, "Evde bir yalnızlık var/Kimin?/Sormaya korkuyorum inan/Üstüme kalacak diye"  dizeleriyle biter. Kısa ve etkileyici bir şiirdir vesselam. Elim telefona gitti. Kripto para piyasalarına göz gezdirdim kısa süre. Küçük bir miktar "polkadot" yatırımım vardı. 277 TL. limitli fiyattan satış emri verdim. Alıcı vardı ki hemen satıldı. 400 TL'de kâr bıraktı, fena değil hem de hiç fena değil. Bakınız, bu piyasada uzun vadeli değil kısa vadeli düşünüyor, genellikle al-sat trader işlemleri yapıyorum. Yaptığım işlemleri kısaca, düşüşte destekten al, yüksekte dirençten sat, prensibiyle açıklayabilirim.  Sonra haber sitelerine, ekonomi sayfalarına göz gezdirdim. Merkez Bankasındaki görev değişikliği gündemdeki sıcaklığını koruyor, İstanbul Sözleşmesinin iptaline, Gezi Parkının bir vakfa devredilmesine tepkiler sürüyordu. Türkiye'de yaşamanın bungun ağırlığı dedim kendi kendime konuşarak. Türkiye'de yaşamaktan da, bu ağırlığı hergün ruhumda hiseetmekten de bıktım. Bir el uzatan, ne bileyim bir yol gösteren olsa da kaçıp gitsem buralardan. Kaçıp gitsem öz yurdumdan. Kafavis her ne kadar "yeni bir ülke bulamazsın" demiş olsa da başka ülkeler, başka şehirler, başka toprakları yurt edinsem. 

Aklınızdan Norveç mi geçiyor efendimiz dedi Modric. Modric, bizim Olrıc'ın kuzeni.

Modric'i duymazdan geldim. Norveç soğuktur. Yazı kışı, gecesi gündüzü belirsizdir. Hem ben işi, kışı, soğuğu sevmem ki. Norveç buz gibidir, kuzey ülkeleri olmaz fakat İspanya veya Portekiz olabilir diyerek iç geçirdim. Yataktan indim, pencereden caddeye baktım. Kimseler görünmüyordu. Odalarda boş boş gezindim. Çiçekleri suladım. Ekmek kızartıp, çay demledim kendime. Demlediğim çayı ince belli bardakta tek başıma yudumladım.

Ahmed Arif "Bir ben bileceğim oysa/Ne afat sevdim/(...)Seni bahar gibi düşünüyorum" der.

Telefondan Melike Demirağ videosunu bulup, sesini açtım. 

"Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satayım, püfür püfür bir vapurun yan tarafında"

Gözlerimi kapadım. Ortaköy'de Nevruz Ateşi yaktığımızı ve yükselen vahşi  alevlerin üstünden elele tutuşarak atladığımızı düşledim.

fy

7 Mart 2021 Pazar

uzak/yakın

 


"Ne kadar yakınım sana
Ve ne kadar uzak..."

Onat Kutlar



3 Mart 2021 Çarşamba

Derinde Ellerin


bu masalda büyüdüm ben,
çocukla sınanmış bir ömür veren sabırdan
her yeni güne eklenen bekleyişten,
hüznün kırıklarını onaran cesaretten,
her kadının içindeki tarifsiz duygudan kanadım!
 
bu masalda büyüdüm ben,
kederin provasına katılmış günlerden
için için yanarken âh! demeyi unutmuş emekten
kaybetmeyi kanıksamış yılların izinde...
ölüm raydan çıkıp gelirken üzerime,
bana yaşadığımı hatırlatan elinle büyüdüm ben...

Berna Olgaç
Soğuk Mermer, Sayfa: 34, 35

30 Ocak 2021 Cumartesi

İz

 


Sen ki bir keman telince çoksesli,
olgun bir nar denli çoğulsun,
anımsanmalısın.

Bilinmeli:
tutup bir yazsonu uzattığında ellerin,
yorulmuşsan, yorgunluğun bile dipdiri.

Abartmalıyım,
ağızdan ağıza geçmeli:
bir yaprağın çünkü
düşerken terkettiği yer gibi
izi kalmayacak yakında seviştiğimizin.

Roni Margulies, Uzaklıklar, Adam Yayınları, Sayfa: 16


16 Aralık 2020 Çarşamba

Ara Çağrı

 

Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım 
Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım
 
Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız 
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım
 
Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda 
Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım
 
Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi 
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım
 
Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde 
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım
 
Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku 
Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım
 
Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri 
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım
 
O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar 
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım
 
Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı, 
Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım! 
 
Erdem Bayazıt


13 Aralık 2020 Pazar

Sesinin Kahır Dolu Atlıları

 
Ağzının orta yerinde
Alaca sürüsü geyiklerin
İnancın bilmiş gerginliği
Düşüşün kabul edilmiş hafifliği
Uçurumun yol çağıran ağu'ltusu var

Ah sevgilim dağ kin susar
Köpürür harlanır hırlanır
Durmadan üstümüze salar
Gecenin keskin dişli köpeklerini

Dağılır sesinin kahır dolu atlıları
Usulca kıvranırken
Kanımda hışırdayan sonbahar
Usulca öperken
Dağılır boynunun suya inen geyikleri

Seninle aramızda sevgilim
Emekleyen çocuklar kadar mesafe var

Mervan Söylemez
Akatalpa, Aralık 2017, Sayı: 215