Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

23 Kasım 2017 Perşembe

nasıl ansam kendimi


Ağaçtım bir defasında, bağlıydım,
Sonra sıyrıldım bu bedenden, hür bir kuş oldum
Tutsakken bir oyukta,
Çatırdayan pis bir yumurtadan azat olundum.

Neyim, nerden geliyorum, nereye gidiyorum, unuttum.
Ne çok bedene girdim,
Sert diken, firari geyik.

Akağaç dallarına dostum bugün,
Yarın gövdesine diş bilerim.
Ne zaman başladı bu suç,
beni dölden döle yüzdüren bu köçek dansına?

Fakat içimde bir başlangıç – belki de bir bitiş – ezgiler söylüyor,
Firarımdan alıkoyan beni.
Bu suçun okundan kaçasım var,
ki kum tanelerinde, yaban ördeklerinde arar beni.

Belki an gelir tanırım kendimi,
Bir güvercin, yuvarlanan bir taş belki.
Salt bir sözcük eksik işte!! Nasıl ansam kendimi?
Başka bir lisanda mesken tutmadan.

Ingeborg Bachmann
Çeviri: Ö. Gürkan Erdem

30 Ekim 2017 Pazartesi

Mavi Han


mavi handa bir iplikçi var, bir de terzi
gül alır gömlek diker, gemi gelir gül söyler
içi lokumlu mendil ister çoklarımız ben aşk
yağmurdan evine sığınır şiir, kelebekler avluya

kelebekler yağmurda sapsarıdır saçları

mavi handa bir kunduracı bir oğul bir de
oğul kâğıt gemiler yollar limana
liman duvarlarında siyah boyunlu kumrular ağlar
gider gelir oğul odada kızlar susar
ben bahçe isterim çokları nar
içimden şehirler geçer ve

içimde alevden sayfalar

Betül Tarıman
Varlık, Ağustos 2000, Sayı:1115

24 Ekim 2017 Salı

Düşüş


"Hollanda bir düştür, bayım, gündüz daha dumanlı, gece daha yaldızlı bir altın ve duman düşüdür ve gece gündüz bu düş Lohengrin’le doludur, tıpkı, bütün ülkede denizlerin çevresinde kanallar boyunca durmadan dönüp duran gömütlük kuğularını andıran yüksek gidonlu bisikletleri üzerinde hülyalı hülyalı kayıp giden kimseler gibi. Onlar, başları bakır rengi bulutları içinde, düş görürler, döne döne giderler, sisin altınsı tütsüsü içinde uyurgezercesine dua edenler, artık orada değillerdir. Binlerce kilometre öteye, uzak Cava adasına doğru uçup gitmişlerdir. Onlar, tüm vitrinlerini süsledikleri o yüzünü buruşturan Endenozya tanrılarına dua ederler, o tanrılar ki şu anda üzerimizde gezmektedirler, görkemli maymunlar gibi, dükkân tabelalarına ve merdiven biçimindeki çatılara asılmadan  önce, Hollanda’nın yalnız satıcılar  Avrupa’sı olmayıp deniz olduğunu, Cipango’ya ve insanların çılgın ve mutlu olarak öldükleri o adalara götüren deniz olduğunu bu özlem dolu sömürgelilere anımsatmak için.

Ama kapıp koyverdim kendimi, savunmaya giriştim! Bağışlayın. Alışkanlık, bayım, eğilim, üstelik bu kenti ve nesnelerin özünü size anlatmak isteği! Çünkü nesnelerin özündeyiz. Dikkat ettiniz mi, Amsterdam’ın ortak merkezli kanalları cehennemin dairelerine benzer? Elbette kötü düşlerle dolu kentsoylu cehennemi. Dışarıdan geldiğiniz zaman, bu daireleri geçtiğiniz ölçüde, yaşam ve dolayısıyla ondaki suçlar daha yoğun, daha karanlık olur. Burada biz son dairedeyiz, şey dairesi… Oo! Biliyorsunuz demek? Hay Allah, sizi sınıflandırmak daha zorlaşıyor. Ama, neden nesnelerin merkezinin burada olduğunu söyleyebileceğimi anlıyorsunuz demek; kıtanın bir ucunda olsak bile. Duyarlı bir insan anlayabilir bu tuhaflıkları. Öyle ya da böyle, gazete okuyanlar ve zina edenler daha ileri gidemezler. Onlar, Avrupa’nın her yerinden gelir ve iç denizin çevresinde, renksiz kumsalda duraklar. Canavar düdüklerini dinlerler, gemilerin siluetlerini sis içinde boşuna ararlar, sonra yeniden kanalları geçerler ve yağmur altında geri dönerler. Soğuktan donmuş durumda Mexico-City’ye ardıç rakısı istemeye gelirler, her dilde. Ben orada onları beklerim.

Haydi yarına kadar hoŞçakalın, bayım ve sevgili hemşehrim. Hayır, şimdi yolunuzu bulursunuz; bu köprünün yanında bırakıyorum sizi. Geceleri bir köprüden hiç geçmem ben. Kendi kendime ahdetmişim de ondan. Birinin kendini suya attığını varsayın. İki şeyden biri, ya onu kurtarmak için arkasından suya atlayacaksınız ve soğuk mevsimde sağlığınızı tehlikeye atacaksınız ya da bırakacaksınız gitsin, o zaman da suya dalmaktan kaçınmanız bazen tuhaf kırıklıklar bırakacak sizde. İyi geceler! Nasıl? Şu vitrinlerin arkasındaki bayanlar mı? Düş, bayım, ucuza düş! Hindistan’a yolculuk! Bu kişiler baharat kokusu sürünürler. İçeri girersiniz, perdeleri çekerler ve uçuş başlar. Tanrılar çıplak bedenlerin üzerine iner ve adalar, rüzgâr altında kabarmış palmiyeden bir saçla taçlanmış olarak çılgınlar gibi sapıtırlar. Deneyin."

Albert Camus, Düşüş, syf. 13,14,15
Çeviri:Hüseyin Demirhan

12 Ekim 2017 Perşembe

Yas Tutulan Fotoğraf


O razı evlerde hep kış kahrıyla soluklanan kadın,
Şimdi kararan gök, çokça durulmuş bir suyun içtenliğiyle;
Sana bulut geldim, yağmur durdum.

Bu mümkün durgunlukla sürüklendiğim su yatağı,
Çokça dağ ve vadi geçtim kırsal akıntılarla.
Kenarına güz, köşesine üzgün kurulduğun evlerin,
Avlularına ve eşiklerine büyüdüm. 

Ben yüzündeki kuyunun çıkrığında burkulan harf,
Düştüm yankısıyla taşın, kararan sözün belleğiyle.
Ben o denli günah, ben olağan susuşun esmer hali.
Zeytinin ve atların üstüne yemin eden tanrıya inandım.

Evin kusurunu gömmek içinmiş kuyu,
Sokağa küs çocuklar içinmiş avlu,
Sabaha, yeniden bağışlanmak içinmiş adım.
Bil istedim.

Kuyulara ince, avlulara sessiz, bana sızıyla uyan.

Hişar  Şiyar  Uyan
Beri Gel Oğlan Beri Gel Şiir Fanzin Mart 2014, Sayı :3


7 Ekim 2017 Cumartesi

5 Ekim 2017 Perşembe

her şey geçer


varsıl bir yalvacın yüzüğünde okumuştum:
her şey geçer!

şenlikler, şölenler, kutlu günler; kralların egemenliği, şatoların görkemi, aydınlığı değerli taşların... her şey geçer... kasların gücü, aşkın esrikliği, çılgın öpüşler de;
bir de ulaşılmaz gururu fırtına kuşlarının, bir de kanatlanan duygular... belki de sinsi bir korsan gemisi alır götürür bunları bilinmedik yerlere...

her şey geçer
her şey...

balıkçıl kuşlarının kaygısı da geçer; kemirgen korkusu da yaşlı kunduzun, kıtlıklar, kıyımlar, arsız acılar da,
ölümcül salgınlar da... bir rüzgâr gelir, bir rüzgâr gider; geçer iyi şeyler bırakmanın telaşı...

siz de ey, kardelenler! erkenci sevinçler!
kehribar böceğinin üzüntüsü de...
her şey geçer!
her şey...

İlyas Tunç
Sesler İncelikler, syf. 60


6 Eylül 2017 Çarşamba

Mısrı Kadîm



acaba ot gibi yerden mi bittim
acaba denizlerde mi şaşırdım
ve zamanı nasıl unutmaktayım

zaman unutulunca mısri kadîm yaşanabiliyor
kendimi unutunca seni yaşıyorum
yaşamak
bu ânı yaşamaktır

ammon râ’ hotep
veya tafnit
kim olduğumu bilmek istemiyorum
yalnız etrafında nefes almalıyım

dut bu â’ru ünnek pahper
kama pet kama tâ
mısır metinlerinde okuduğum cümleler
seninle okuduklarımsa büsbütün başka şeylerdi

seninle bir bahçedeyiz geliyor bana
orada hem var hem yok gibiyim
daha doğrusu bütün bir bahçe oluyorum
insanlığımdan çıkarak
kama pet
kama tâ


Asaf Halet Çelebi

Adagio/Johann Sebestian Bach


24 Ağustos 2017 Perşembe

mavi ceketli gök



seni öpeceğim

dudağımda ılık kar

kalk gidelim sevişmek zamanı
hangi taşı kaldırsam öpüş
sonra yağmur sonra apaçiii
seni giyinip

çıkıyorum sokağa

aşk beni kurtar
aşk beni kurtar
aşk beni harf harf

mavi çığlık altındayım
saçaklarımda keskin kayalar

sonra sensizlik
aynada bir tavşan
ve öylece

seni öpüyorum

öptüm

Neslihan Su
Adalya Kültür Edebiyat Seçkisi, Bahar 2017, Sayı 6