Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

6 Eylül 2015 Pazar

Cenneti Öldürmek


"Cenneti Öldürmek" Çin Edebiyatı'nın önemli yazarlarından Ma Jian'ın Deşifre'den sonra okuduğum ikinci kitabı oldu. Çevirinin edebi dilini biraz zayıf bulmama rağmen okuma sürecinde tüylerimi diken diken eden bölümler ruhumu öyle müthiş etkiledi ki bu etkileyiş kitabın kapağında yer alan: "Bu kitabı okumak için sağlam bir yürek lazım" cümlesinin boşuna yazılmadığına beni ikna etti ve ben de roman kahramanı Meili'nin okuma eylemim boyunca tanıklık ettiğim dramını yazmadan geçmek istemedim.

Kitabı eşi Flora'ya ithaf eden Ma Jian;  Komünist Çin'deki tek çocuk politikasını, nüfus planlamasından kaçan insanların dramını Meili ve Kongzi karakterleri üzerinden sorguluyor. "Cenneti Öldürmek"te Konfüçyüs'un soyundan gelen ve iki yaşında bir kızı olan, soyunu devam ettirmek için aile planmasından kaçarak erkek çocuk sahibi olmak isteyen bir ailenin dramı var, acıları var ve dolayısıyla okuma eylemi boyunca bir okur olarak siz de gayri ihtiyarı empati yapma, Meili'nin içine düştüğü/düşürüldüğü durumu sorgulama gereği hissetmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Aslında, Kongzi ve Meili'nin trajik dramını okurken kitabın içinde aklınıza gelebilecek her şeyi fazlasıyla ve eksiksiz buluyorsunuz. Erkek çocuk yapmak için sürekli sekse zorlanan kadınlar, zorla kürtaj yapılan kadınlar, zorla doğum kontrolü uygulanan, kısırlaştırılan kadınlar, toplama merkezlerinde alıkonan ve genelevlere satılan, tecavüz mağduru kadınlar, Çin ekonomisinin lokomotifi düşük ücretlerle çalıştırılan kadınlar, köyden şehir merkezlerine inmeleri yasak insanlar, istenmediği için yetiştirme yurtlarına satılan ya da çocuk mafyasına verilen yeni doğmuş kız bebekler, çocuk denecek yaşta kaçırılan çocuklar, kaçaklar, pişirilerek yemek yapılan ölü ceninler, komünist rejimin halka baskısı... 

"Cenneti Öldürmek" için kısaca "vahşet" demek belki de en doğru olanı.

Kitabın arka kapak tanıtımında şöyle deniliyor. 

"Meili, köy öğretmeni Kongzi ile evlenirken başına gelecekleri hayal bile edemeyerek yeni bir yaşama adım atar. Çin'de nüfusu kontrol etmek amacıyla uygulamaya konulan Tek Çocuk Politikası ilk çocukları kız olan Meili ile Kongzi'yi köylerini terk edip karanlık bir yolculuğa çıkmaya zorlar. Soyunu devam ettirmekte ısrar eden Kongzi'nin, erkek çocukları olması için yaptığı baskılar ve aile planlama yetkililerinin hamile kadınlara karşı kısırlaştırma ve kürtaj tehditleri onları kaçak bir hayat yaşamak zorunda bırakır. Her şeyi arkalarında bırakıp yaşayacakları bir cennetin var olduğuna inanan aile tahmin edemeyecekleri bir karanlığın ortasına düşer.

Kendisi gibi birçok kadının da aynı kaderi paylaştığına tanık olan Meili, gelecek umutlarını Cennet adını verdiği doğacak oğluna bağlar. Peki, Cennet'in doğumu tüm yaşanan acıları unutturabilecek güçte midir?"

464 sayfalık kitapta altını çizdiğim epeyce cümle oldu ancak en çok etkilendiğim cümle şu satırların içinde...

"Baba mutluluk nedir?" diye sordu Nannan, beyaz takım elbise içindeki bir adamın, "Senin mutluluğun benim neşemdir..." diye şarkı söylediğini duyduktan sonra.

"Mutluluk kendini unuttuğun zamanlardır," dedi Meili."

Kendimizi unutmak... Ne yazık ki bu coğrafyada ya da bu yeryüzünde yaşanan hiçbir şey, hiçbir acı  kolay kolay unutulmuyor. Unutulmadığı gibi hem kendisini hem de kendimizi kendimize unutturmuyor.

Şairin dediği gibi.

"Biliyorum her şey mutsuzluktan" ve bu yüzdendir belki de insanlık kendi cennetini kendisi yoketmekten asla vazgeçmiyor.

İyi okumalar.

fy

2 yorum:

manolya gezgin dedi ki...

Elinize sağlık,çok başarılı bir yazı olmuş.

şeyda nur Dincer dedi ki...

Cok ilgimi cekti muhtesem anlatmissiniz elinize saglik