Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

13 Nisan 2016 Çarşamba

Merlot / Öykü


"Bütün çalar saatlerin
Derin ve güzel bir suyu vurduğu zamanda
Hızla gelişecek kalbimiz."
Turgut Uyar

Gözlerini araladı. Doğrulup sağ yanındaki komodinin üst çekmecesinde duran defteri aldı. Gördüğü karmaşık rüyadan zihnine kazınan cümleyi sıcağı sıcağına günlüğüne yazdı. “Işıkla kapansın yaraların. Derman gizli bir hazineden bağışlanmıştır.”

Yataktan kalkıp saçlarını topladı. Sabahlığını giyinip salona geçti. Oturduğu koltuğa bitişik kanepeye ayaklarını uzatıp rüyasında ellerini tutan adamın gönlünü okşayan sözlerini düşündü. “Nerede olursa olsun, binlerce el arasında sadece senin ellerini tanırım. Merlot! Ellerimi bırakma. Ben tüm varlığımla seninim.”

Gözlerini kapatıp ellerini boşluğa uzattı. Gecenin laciverdi kumaşına dökülen Fransız şarabı gibiydi zaman. Kapağı aralanmış siyah şişesinden önce uykusuna sonra düşlerine sızmış, oradan da ılık ılık gövdesine yayılırken gördüğü rüyanın doyumsuz tadıyla ruhu sırılsıklam sarhoş olmuştu. Mutluydu. Ayılmak istemiyorum, sonsuza kadar uyumak istiyorum diyerek iç çekti. Başını geriye atarak bir kez daha gözlerini kapadı.

Kırkına merdiven dayamıştı. Yalnızdı. Hiç evlenmemişti. İyi bir işi vardı. Mesleğinde kariyer basamaklarını hızla tırmanırken karşılaştığı, tanıştığı erkeklerin onu yalnızca cinsel bir obje gibi kullanma arzularını, direk gole gitmeyi ima eden yaklaşımlarını hissettiği anda duygusal yaşamını tanrı katından aşağıya itmekten çekinmemiş, “kırkından sonra kırk fikirli olur kimseyi beğenmezsin, korkarım sen evde kaldın kızım” diyen annesine inat sevgiyi, aşkı elle tutmasını bilen, gönül tahtını sesiyle, ruhuyla kucaklamayı önemseyen birisiyle kaderinin kesişebileceği umudunu yıllarca korumuştu.

İş toplantıları için gittiği Fransa gezisinde tesadüfen tanışmıştı Cengiz’le. İstanbul’a dönüşünde tekrar görüşmüşler, bir akşamüstü buluştukları Florya sahilinde tabakta pilav, patates kızartması yemişlerdi ayaküstü. Salıncağa binmek istediğini söyleyince ıssız bir çocuk parkına gitmişler, dönüşte horoz şekeri ve rengârenk balonlar almıştı Cengiz. Sonra el ele tutuşarak denizin kıyısında yürümüş, masumane bir selam çakmışlardı adını koyamadıkları birlikteliğin mendireğine.

İlerleyen günlerde Cengiz’i de dâhil etmişti tek başına yürüdüğü yollara. Sinema, sergi, konserler, kitap fuarlarına gitmek, Girit mutfağına has yemekleri keşfetmek, çikolatalı pudingin çilekli versiyonuna da alışmak, Latin müzikleri, çaça, tango dersleri derken hiçbir şeyle kıyaslanmayacak yepyeni bir hayatın eşiğinde olduğunu duyumsamaya başlamıştı. Kalbi Cengiz'den yana hızla geliştikçe gönül nasıl düşer diyordu bir başka gönüle. İçine düşen mini minnacık bir kıvılcımla gönül, sezdirmeden, yıldırım hızıyla nasıl yakardı insanın ten mülkünü. Ve bir buzul, böyle zamanlarda erimeden nasıl dayanırdı güneşin çıplak suretine.

Gözlerini açtı. Sıcacık, hınzır bir gülüşle “Cengiz” dedi. Bütün soruların tek bir yanıtı var, A) Cengiz. B) Cengiz. C) Cengiz. D) Cengiz diye üst üste sevdiği adamın ismini tekrarladı.

Mutfağa geçip Cengiz’in İspanya’dan getirdiği karamelli çikolata kutusundan birkaç tane aldı. Karameli ağzının içinde yavaş yavaş eriterek, çikolataları yedi. Üstüne buzdolabından çıkardığı “Merlot” dan üç dört yudum içti. Sonra alışılmış, şartlanmış bir refleksle masanın üzerinde duran telefona uzandı. Mesajlar bölümünü açınca o ân içinden geçeni yazıp yazmama tercihinde kısa bir tereddüt yaşadı. İlginç olmaya mı çalışıyorsun diye sordu kendi kendine. Yok. İlginç olmaya çalışmıyordu. Tekinsiz bir düşün içindeydi belki. Sadece görmek ve inanmak istiyordu aşkın üç boyutlu gerçekliğine.

Kararsızlığı geçince omzunu silkti. “Say ki ölüdenizde bulduğun eskil bir yazıtım. Yok tefsir edecek. Kimse yok beni senden başka” cümlesini yazıp mesajı gönderdi.

Yatağa geçti. Her gece koynuna alarak uyuduğu bez bebeğini usulca başucundaki konsolun kenarına bıraktı. Cengiz’in armağan ettiği ve komodinin üstünde duran kitabı kollarının arasına alarak göğsüne bastırdı. Limitsiz ve kuralsız bir rüyanın deminde mışıl mışıl uyudu.

fatih yavuz çiçek


2 yorum:

Ayla Kutlu dedi ki...

Farkinda olmadan , inatla~ gercek sevgiyi ariyoruz belkide

mabelard dedi ki...

"sevmek ne büyük kelime" diyen şair kesinlikle haklı.

Okuyarak kattığınız değer için teşekkür ederim.