Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

6 Nisan 2014 Pazar

Esaretin Bedeli


Orijinal adı  Shawshank Redemption. Ancak filmin içeriği ile yapılan Türkçe isim benim daha çok hoşuma gidiyor. Bunu bulan güzel bulmuş.

1947 yılında genç ve başarılı bir bankacı olan Andy Dufresne karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan cezasını çekmek üzere Shawshank hapishanesine gönderilmişti.

Oysaki masumdu ancak o masumiyette bile bir suçlu, kusurlu yanı olduğunu 20 yıl sonra hapishaneden kaçacağı gün hapishanede ki yakın dostu Red’e şöyle ifade ediyordu “Karım sürekli olarak beni tanımanın zor olduğunu söylerdi. Kapalı bir kitap gibisin der ve sürekli şikâyet ederdi. Çok güzeldi. Tanrım! Onu gerçekten çok sevmiştim. Ancak bunu nasıl göstereceğimi bilmiyordum. Evet… Onu ben öldürdüm.” Bunu söylediğinde Red’in Dufresne bakışı çok güzeldi. Şaşırmış ama anlamaya çalışarak… Andy Dufresne devam eder; “Tetiği ben çekmedim ama onu kendimden uzaklaşırdım ve karım benim yüzümden öldü, davranışım yüzünden.” Harika bir replik değil mi? Kendini hapishane de geçen 20 zorlu yılın ardından bu biçimde sorgulayabilmek ve bu çıkarıma ulaşmak… Stephan King’den beklenmeyecek bir anlatım.
           
Evet, Dufresne bu konuşmayı yaptığı gece Shawshank hapishanesinden kaçar.

O, yıllar boyunca kaldığı hücrenin duvarını heykel yapmakta kullanılan küçük bir keski ile kazarak kaçış tünelini yapmıştır. Yıllar boyu her hece o tüneli adeta iğne ile kazmış çıkardığı toprakları her sabah hapishanenin bahçesine pantolonunun paçasından dökmüştür.

Belki de kaçışın en zor yeri 500 metrelik lağım borusundan geçmesidir.

Hapishane de tecavüze uğramış, dayak yemiş, hapishane müdürünün kirli işlerinde ona yardım etmiştir. Gerçi o kirli işlerden müdürün kazandığı paraları zekâsı ve posta hizmetlerini iyi kullanarak kendi hesabına geçirmiş, kaçış sonrası ona rahat hayat yaşatacak bedeli bir anlamda kirli insanlardan geri almıştır ama yaşadıklarının bedeli belki de yine de ödenmiştir denemez.

Sanırım tüm bunlar bu filme Türkçe ismini veren kişiyi çok etkiledi ki o da filme “esaretin bedeli” dedi. Özgür olmanın, özgür kalmanın değil esaretin.

           
Dufresne kaçacağı gün arkadaşı Red’e bir şey daha söyler. Bir yer tanımlar. “Eğer” der “bir gün buradan çıkarsan sana söylediğim yere git.” O yer Dufresne’in karısı ile ilk defa seviştiği ve evlenme teklif ettiği yerdir. Beni tanımlamada ki şu ifade çok etkilemişti “Orada büyük bir ağaç göreceksin tıpkı Robert Frost’un şiirlerinde ki gibi.”

İşte ben bu ifadeyi ilk duyduğumda film en başından itibaren zihnimden yeniden geçiverdi. Her izleyişimde ise o şairi ve şiirlerini bilmenin hazzıyla izledim.

Evet, Robert Frost “yol ikiye ayrıldı” şiirini yirmili yaşlarında (Necip Fazıl’ın kaldırımları onsekizinde yazması gibi) yazmayı başarmış, Amerikanın ünlü ve büyük şairi.

Red, Dufresne ’in kaçışından sonra kendisiyle her on yılda bir görüşmeye gelip tahliye olacak kadar suçunun bilincine varıp varmadığını anlamaya çalışan şartlı tahliye memurlarının “düzeldiğine inanıyor musun?” sorusuna şu cevabı verir; “Düzelmek mi dediniz? Bir düşüneyim. Bunun nasıl bir şey olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Evlat, ben bunun ne olduğunu bilmiyorum. Sizler için uydurulmuş politik bir kelime. Sizin gibi işi olan, kravatlı, takım elbiseli gençlerin bilmek istediği nedir? Yaptığım şey için pişman olmamı mı istiyorsunuz? Pişman olmadığım bir gün bile yok. Burada olmamı ya da olmamam gerektiği düşünmeniz için değil ama o zamanı düşünüyorum da o küçük aptal çocuğun işlediği korkunç bir suç. Şimdi o aptal çocuğu karşıma alıp konuşmak istiyorum. Ama bunu yapamam. O çocuk çok eskide kaldı. Geride bu yaşlı adam artığı var. Bununla yaşamak zorundayım. Düzelmek mi dediniz? Bu çok saçma bir söz! Gidip formlarınızı damgalayın evlat, boş verin gitsin, benim vaktimi harcamayın. Çünkü doğruyu söylemek gerekirse artık umurumda değil.”

Bu konuşmadan sonra Red tahliye edilir. Ona verilen bir işte çalışmayı dener ama yapamayacağını anlar. Aklına dostu Dufresne gelir ona söz vermiştir çünkü. Çıkarsa Robert Frost’un şiirlerinde ki gibi yere gidecek, orada ki uzun duvardaki diğerlerinden farklı siyah taşı bulup taşın altına bakacaktır.

Frost’un şiirlerinde ki gibidir sahiden de;

Yol ikiye ayrıldı güze batık ormanda
Gezemediğim için üzgünüm ikisini de
Bir gezgin gibi tek başına, uzun süre
Durdum, baktım en uzaktaki yola
Bükülüyordu çalılıkların arasında

Ve bence o şiirde ki gibi Red, Dufresne’in farklılığını bir defa daha anlar.

Anlatacağım derin bir âh ile bu durumu
Yıllar yılı her yerde her zaman:
Yol ikiye ayrılmıştı ormanda ve ben
Daha az katledilmiş olanı seçtim
Ve bütün ayrımı yaratan da buydu

Dufresne, hapishane duvarına elinde ki küçük keski ile bir şey kazımaya çalışırken büyük bir parça taş kopmuş ve o zaman oradan kaçabileceğini anlamıştı. Diyor ki Frost;

Ah, yalnızca başka bir oyundur dışarıda oynanan,
Herkes bir tarafta. Dahası da var:
Duvarın olduğu yerde duvarın gereği yoktur.

Duvarda ki oyuğu gizlemek için her yıl farklı bir poster asar duvara Dufresne. Yirmi yıl boyunca her yıla farklı poster. O yılın ünlü kadın sinema oyuncusu. Kaçtığı yıl ise Rita Hayworth. Filmin uyarlandığı kitabın orijinal adı da Rita Haywort and  Shawshank Redemption.

Frost çok etkilemiş Dufresne’yi;

Neyi duvarın içinde ve dışında bırakıyorum,
Ve kime bir suç yükleyeceğimi.
Duvarı sevmeyen bir şeyler vardır,

Duvarı yıkmak isteyen”. “Peri” adını takabilirim O’na,
Fakat tam olarak peri değil ve keşke
Kendisi söyleyebilseydi kendisine.


Ve Red  gider. Taşı bulur. Dufresne nerede olduğunu anlar. Pasifik okyanusu kıyısında bir yerde buluşurlar. Ve yine Robert Frost’un şiirlerinde olduğu gibi.
           
Okyanusa kıyı olmaktan daha büyük
Sadakat düşünemez yürek,
Bir duruşun kıvrımını tutarak,
Sayısız bir tekrarı sayarak.

Evet, sizde bu filme kanalların birinde rastlarsanız Robert Frost şiirleri eşliğinde izlersiniz sanırım. Daha bir güzel olur bence.

Sevgiyle kalın. Şiire ve aşka emanet olun.

Esat Selışık

2 yorum:

Aze dedi ki...

En sevdiğim filmi bir de böyle şiir penceresinden okumak çok keyifliydi.
Teşekkür ederim.
Ne güzel bir şiirin izinden gitmek ve filmi yeniden düşünmek. Tebrikler yazan kişiye.

mabelard dedi ki...

Evet, ben de bu filmin Esat Selışık'ın yazısından sonra daha farklı bir gözle izleneceğini düşünüyorum.

Selamlar...