Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

3 Mart 2015 Salı

3+1 Salon Dolusu Yalnızlık


Defalarca dinlediğim 45'liklerin içinden seçtiğim Bee Gees'in stereo plağını "Dual" markalı pikaba yerleştirdim. "How deep is your love" tablada dönmeye başlayınca, geniş salonun sessizliği müziğin büyüsüyle nota nota kırıldı. Pikabın sesini hafifçe yükseltip balkona çıktım. Sırtımı duvara verip karanlıkta bir heykel gibi oturdum. Müziğin ortaya çıkardığı meditasyon duygusu ruhumu dinlendirmeye yetiyordu. Tam karşımızda bulunan ve inşaatı tamamlanan siteye taşınanlar olduğunu görmek sevindiriciydi. Tek tük yanan ışıklar aylardır karanlık bir dev gibi duran binada insan varlığına dair belirtileri -nihayet- aydınlatmaya başlamıştı süzüldüğü katlardan.

Yüreğimde koyu bir hüzün, yüzümü nereye çevirsem 3+1 salon dolusu yalnızlık. Günlerdir duvarlar üstüme üstüme geliyor, birileriyle konuşma özlemi yangından kurtarılmış mektuplar gibi gönlümün ucundaki yanıklardan tütüp duruyordu.

"Bugün sıradan bir Eylül Pazar'ıydı. Ben bekâr odamda yalnızdım. Sayfaları açıktı kitaplarımın. Sigara izmaritleriyle dolmuştu kül tablası. Yakılmaktan tükenmişti kibrit kutuları. Okuduğum gazetenin altında duruyordu üstünü karaladığım şiirler. Demlikte çay, pikaptan dinlediğim şarkılar. Hepsi biraradaydı. Birlikteydik işte. Ama ben bekâr odamda yalnızdım. Ben bekâr odamda çaresizdim. Aslında ben, bekâr odamda sensizdim, sensiz!" diye yazmıştım günlüğüme. 

Saçmalamıştım.

En iyisi uyumak dedim sonra. Uyuyarak berbat geçen hafta sonunu unutmak. Uykusuzluk en zayıf halkamdı çünkü. Kalkıp uyku zaafıma teslim olmak üzere yatağa gitmeye karar vermiştim ki tam o sırada karşı balkonun ışığı yandı. Kapı açıldı. Balkonda genç bir kadın sûreti ülker yıldızı gibi ışıl ışıl parladı.

Kadın, kısa kesilmiş saçları, üzerindeki gök mavi tuniği, elinde sigarası ve kusursuz görünen fiziğiyle Ferzan Özpetek'in "Karşı Pencere" filminde başrolü oynayan "Giovanni"ye benziyordu. İçine giydiği yakası açık beyaz bluzun boynu ve göğsüyle birleşen yerinde çok şık duran bir kolye, kollarında renkli bilezikler  vardı. Doğrusu kadının güzelliğine diyecek söz yoktu. Gecenin o vaktinde dirseklerini ferforje balkon korkuluğuna dayamış, bakışları çevresini tanıma arzusunda olduğu her halinden belli olan bir yabancılıkla etrafı süzüyordu.

Bekâr mıydı, evli mi? Gecenin bu saatinde yanında kimseler görünmediğine göre yalnız olmalıydı. Evet, yalnız. Öyle olmasını umuyor, bir taraftan da yeni komşumun endamını izliyordum. Gözleriyle etrafı inceleyen kadın parmaklarının arasına sıkıştırdığı sigarasını arada bir dudaklarına götürüyor, sigarayı iyice içine çektikten sonra ağzından ve burnundan dışarı savurduğu tütünün dumanıyla küçük küçük halkalar yaparak  kendince eğleniyordu. 


Yatmaktan vazgeçmiştim. Plak bitmiş, pikabın iğneli kolu otomatik olarak eski yerine dönmüş, uykum dağılmıştı. Kimbilir, belki de gece yeni başlıyordu. Usulca salona geçtim. Plak kutusundan Marianne Faithfull'un favorim olan plağını seçtim. "Who will take my dreams away"

Plak dönmeye başlayınca balkona çıkıp bir sigara da ben yaktım. Elimde tuttuğum kibritin dibine kadar yanmasını bekleyip, ateşin parmak uçlarımı yaktığını hissedince kararmış kibrit çöpünü kül tablasına bıraktım. Dirseklerimi balkon korkuluğuna dayadım ve içime çektiğim dumanı karşı balkondan benim bulunduğum karanlığa doğru bakan yeni komşum yerli "Giovanni" ye doğru halkalar yaparak üfledim.

Bir ân için kendimi dumanla işaretleşen kızılderililer gibi hissedip gülümsedim. Gecenin sessizliğini bozan 45'lik plak yine susmuştu. Kadın içeri geçince, büyü bozuldu, gitti dedim. Tamam, gecenin platonik öyküsü buraya kadarmış, "The End" diye mırıldandım. Plak kutusundan melankolik ayrılıkları imleyen bir uzunçalar seçerek geceyi  bitirmeyi düşündüm. İçeri geçerken karşı balkondan Marianne Faithfull'un güçlü sesini duyunca şaşırdım. Sese kulak kabartınca yanılmadığımı anladım. Evet, Marianne Faithfull buğulu sesiyle "Crazy Love"ı söylüyordu. Kadın tekrar balkona çıkmıştı. Sigarasını balkona ilk çıktığı ândaki gibi küçük halkalar çıkararak üflüyordu. Belli ki gecenin büyüsünün uzamasını,  benim kadar o da istiyordu.

İstemek... Bazen geçip giden zamanda, hani olmayacağını bile bile, Tanrı'dan zamanı durdurmasını bekleriz ya. Öyle yaptım. Bir sigara daha yakıp, bu gecenin uzamasını değil, Tanrı'dan şimdiki zamanı durdurmasını istedim.
 
fy


Hiç yorum yok: