Şiir, Edebiyat, Kültür, Sanat

9 Mart 2015 Pazartesi

Edebiyat Dergilerinde Kötü Şiir Enflasyonu


Edebiyat dergileri deyince akla ilk gelenlerden biri de Schopenhauer’in “Edebiyat Dergileri Ne İşe Yarar” başlıklı yazısıdır. Schopenhauer: “Zamanımızda çalakalem yazmaktan mütevellit oluk oluk mürekkep sarfiyatına ve dolayısıyla gittikçe yükselen beş para etmez süprüntü kitapların seline karşı edebiyat dergileri bir bent, bir set işlevi görmelidir” derken, bizden bir isim Sait Faik: “Bir dergi bir fikir, bir dert yüzünden sevişen insanların toplandığı yer olmalıdır” görüşündedir.

Bir fikir, bir dert yüzünden toplanmak edebiyat dergisi yayımlamak için tek başına yeterli midir? Hiç kuşku yok ki toplanma sürecinden sonra, derginin yaşatılması ve uzun soluklu olması için o derginin mutfağında sürekli yazacak bir çekirdek kadronun da mutlaka oluşturulması gerekmekte,  ilerleyen dönemde çekirdek kadro yeni katılımlarla kaynaşarak, dergi içeriği zenginleştirilmelidir. Çünkü edebiyat ortamını dergilerden izleyen okurlar özellikle şiirde hep aynı isimleri okumak yerine dergilerde yeni isimler, birbirinden farklı özgün ürünleri de görmek isterler.

Bu çok doğaldır fakat bu durum hem dergiler, hem de editörler için yüksek bir riski de beraberinde getirir. Şöyle ki; yeni isimlerle derginin yazar kadrosu zenginleşirken yayımlanan metinler aynı oranda güçlü değilse, dergi giderek sıradanlaşır, gün geçtikçe varlığı tartışılır hâle bile gelir. Benzer bir risk dergiyi çekirdek kadroda yer alan isimlerle yayımlamayı sürdürme kararında da geçerlidir. Eğer ki çekirdek kadro her sayıda birbirinin kopyası şiir metinleri üretiyor, bir önceki yazdığı şiirde ortaya koyduğu sözü bir sonraki şiirinde aşamıyorsa ve editörün bunu önlemek için herhangi bir çabası yoksa dergi zamanla “kanon”laşır, artık belli bir azınlık kitle dışında izlenmez olur. Burada dengeleri doğru kurmanın, isimlere değil metinlere öncelik vermenin sorumluluğu tamamen editöre aittir ve şiirde yeni isimlerin edebiyata kazandırılması ancak ve ancak dergi yönetimlerinin editör seçimlerinde şiir sezgisi yüksek, şiir bilgisi tartışılmaz isimlerle çalışmayı tercih etmesiyle mümkün olabilir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız riski, iktisat kuramında çok bilinen “kötü para, iyi parayı kovar” sözüyle örtüştürerek özetleyecek olursak günümüz edebiyat dergilerinde kötü yazılmış şiirlerin, iyi şiirlere oranla çok daha fazla yayımlandığını ve edebiyat ortamında kötü şiir enflasyonu dönemi yaşandığını söyleyebiliriz.

Kötü şiir yayımlama sürecinin gelişiminde en başat davranışların  başında kimi editörlerce kendi dergisini, kendi yayımladığı şiirleri merkeze koyma, eş, dost, yandaş üçgeniyle oluşturulan kanonlarda hep aynı isimlerle bir şiir iktidarı kurma, kurulan iktidarı ne pahasına olursa olsun koruma çabasının geldiğini, hattâ kimi dergilerin şair ve yazarlara yaş sınırı koymak gibi saçma sapan uygulamalarıyla, edebî etikten yoksun bu tavırlarını inatla ve fütursuzca sürdürme alışkanlıklarının kötü şiir enflasyonunu daha da körüklediğini düşünüyorum. 

Konuya katkı yapması açısından geçtiğimiz yıllarda Hayriye Ünal’la yaptığımız bir söyleşide; edebiyat dergileri ve yayımlanan şiirlerle ilgili kendisine yönelttiğim soruya Ünal’ın verdiği yanıtın,  günümüzde yaşanan kötü şiir enflasyonunu en iyi açıklayan analizlerden biri olması sebebiyle hatırlamaya, Hayriye Ünal’ı tekrar okumaya değer buluyorum. 

“Dergileri önemli hatta vazgeçilmez buluyorum. İşlevini yerine getiren dergiler var muhakkak. Ancak içinde olduğumuz dönemi düşünerek yanıtlarsam, çoğunlukla kötü şiirin meşrulaşmasını sağlayan zeminlere dönüştü dergiler. Sözün zavallılaşmasını körükleyen bir tutum hissediyorum dergilerde. Merkezî addettiğimiz dergilerin editörleri şiiri önemsemiyor bile. Tavır dergileri ise tavırlarını haklı çıkarma peşinde, şiirin en belirgin kalitelerini göz ardı etme pahasına, mafya türü ilişkiler doğrultusunda şiir yayımlıyor. Ben bunu rüşt ispatı için yeterli saymıyorum. Kısmî bir reşitlik olabilir bu. Tartışmalı yani. Çoğunlukla bütün dönemlerin birbirine az çok benzediği gibi düşüncelerim vardır. Ama 2000 sonrası dönemde, ayrıksı bir biçimde, şiir kalitesini tartışmaya açmanın gereksiz olduğunu vurgulayan bir dönem oldu. Ha internette bir tık ha dergide bir hık. Gemisini kurtaran kaptan diyebiliriz. Buradan duyuralım madem yeri gelmişken: Kötü şiire “kötü şiir” diyecek yiğitler aranıyor.”

fy

5 yorum:

N.Narda dedi ki...

Çok doğru yazmışsınız.

Hele Hayriye hanım noktayı koymuş: Kötüye kötü diyecek yiğitler aranıyor :))

mabelard dedi ki...

Aslında edebiyat dünyasında herkesin konuştuğu ama yüksek sesle konuşmaktan çekindiği konulardan biridir, kötü şiirler. Nice şair ve yazarlar vardır ağır abi/abla havasındadır. Bunlar kendilerini kusursuz sanırlar ve ürettikleri metinlere en küçük bir öz eleştiri getirince size hemen küserler :))

Bunların içinde kendisine öz eleştiri getirenleri sosyal medya hesabından silecek kadar narsistleşenler bile var.

Semiha Kavak dedi ki...

Aynı narsisistik davranışları herkes gösteriyor. Hiç kimse ben yapmıyorum diyemez. Yalnızca şiirde değil, genel ürünlerin hepsinde. Her yerde bir üslupsuzluk yaygın. Edebiyatçılar için eleştiri her zaman sözkonusudur. Ve yapılmalıdır. Ama nasıl? Eğer birileri birilerini silmeye kadar gidiyorsa, orada kesinlikle üslupsuz davranışlar sözkonusudur. Birilerinin cephe alınan kişilerin şiirleri ya da yazıları paylaşıldığında dahi doksanderecelik açılarla metne karşı bir saldırı sözkonusu. Aslında metne de değil, yazar'ına. Herkesin bu türden yaklaşımlarının varolduğu inkar edilemez bir gerçek. Bunun örneklerini kendi aramızda da yaşadık, hala da yaşanıyor. Küsmeler, alınmalar vs. Yani, dengeleri burada da, -söylemlerimizde de- doğru kurmak gerekir. Kimse inkar edemez bunu, herkes yaşıyor. Ve yaşatıyor. "Kanon"laşmayla ilgili yazdıklarına katılıyorum. Bencilliğin başladığı yolun gerisi, eseflik tarlasıdır.

mabelard dedi ki...

Türkiye'de nitelikli edebiyat eleştirisi can çekişiyor. Bu gerçeğin herkes farkında olduğu hâlde meselenin özü görmezden gelinmeye bırakılıyor.

Görünüşte herkes kendi "ideolojik körlük" sınırları içinde ve etrafına kurduğu halay takımıyla gayet mutlu, huzurlu.

Oysa edebiyat hayatla derdi olan insanların işidir. Herkes beni okusun, beni izlesin, etrafıma toplanıp bana tabi olsun, beni dinlesin ama kimse karşıma geçip bana tek bir olumsuz söz bile etmesin diyenlerin değil.

Yukarıda yazmaya çalıştığım yazı blog sayfalarında neredeyse bir edebiyat dergisinin baskı sayısı kadar izlenme, okunma oranlarına erişmiş.

Bu oranı bizim vermeye çalıştığımız mesajın yerine ulaştığını göstermesi açısından önemsiyorum.

Konuyla ilgili farklı düşünceleri olanlar varsa umarım sadece düşünmekle kalmaz, oturup düşündüklerini etraflıca yazarlar biz de onları her zaman yaptığımız gibi okuruz.

Unutmadan... Bu yazıyı kaleme alırken iğneyi kendime batırmayı da ihmal etmedim. Birlikte çok emek verdiğimiz ve ilk on sayıda yönetiminde yer aldığım derginin yayın çizgisini ve yayımlanmasına onay verdiğimiz şiirlerle ilgili okurlardan gelen verileri birleştirdiğimde "içim rahat"

"İnsanlar konuşa konuşa" diye boşa söylememiş atalarımız.

iyilikle...

Semiha Kavak dedi ki...

'İnsanlar...' ama.